Aklımda kesinlikle böyle bir kurgu yoktu, hatta Evren için 3. bölümde böyle bir güç unsuru buldum. Yazılımlar, hackerlar hakkında kesinlikle bir bilgim yok.(Eh sanki dünyada başka işlenecek suç kalmadı.) Bu yüzden, derine inmeyeceğim Evren hakkında. Zaten şu an ana karakter Devrim gibi gözüküyor. Bir de araya sıkışmış Çağla. Gerçekten çok garip bir şekilde, o an ne istiyorsam kolpalıyorum. Büyük ihtimalle önceki bölümleri okusam beğenmem. Ben fantastikçiyim yahu, bu hikayenin önceki hikayelerimle tek benzer yönü lise ortamında gelişmesi. Bakalım bu nasıl oldu?
Not:Aslında Çağla burada bu iki sorunlu insanı bir arada tutan bağ. Değilse çok da önemli değil.
Not:Aslında Çağla burada bu iki sorunlu insanı bir arada tutan bağ. Değilse çok da önemli değil.
Ah, ikisi nasıl bu kadar uyumlu davranabiliyor? İkisi de solak, ikisi de döneri sadece ketçaplı yiyorlar. Telefonları da modeline varana kadar aynı. Aynı renk!? Bunlardan biri gayrimeşru çocuk falan mı acaba? Benzemiyorlar da. Sadece şu donuk koyu kahverengi gözler hariç.
"Gamer, neden yemeğini yemiyorsun?"
"Ben ondan daha çok bilgisayar oyunu oynuyorum."diye itiraz etti Devrim.
Geceki gezinti ona iyi gelmişti.
"Hayır, sen sakız çocuksun. O biraz daha gamer. Mesaj atıyorum iki gün sonra cevap veriyor."
"Oyun benim işim."dedi Evren tatmin olmuş bir yüz ifadesiyle.
"Evet ama o her kıvrımında oyun olan beynini doyurman lazım ki, düzgün çalışsın."dedi Çağla, limonatasını yudumladı.
"Ovot omo o hor..."Evren yüzünün ortasına çarpan ketçaplı peçeteyi fark edince dalga geçmeyi bıraktı. Temiz peçeteyle burnunu sildi. Tavuk dürümünü yemeye başladı.
Dün gece muhtemelen yazılımın amına koydum. Düzeltemeyecekler.
Gülümsemeden edemedi. Çağla'yla Devrim'in saçma konuşmasını dinledi. Güldüklerinde o da gülüyor, onlara uyum sağlıyordu. Kolasını bitirip tepsisini ittirdi.
Çağla, sabahtan beri Evren'i gözlemlemişti, eskisi gibi neşeli değildi, durgun bir tavır takınmıştı. Sürekli gülen insanlar üzgün olduklarında suratları garipleşirdi, Çağla onun yüzüne baktığında mutsuzluğu somut olarak görüyordu.
Devrim zaten normal halinden daha fazla zombiye benziyordu, yüzü çökmüştü. Delik gibi gözleri her zamankinden daha boştu. Arkadaşlarının üzerindeki ölü toprağının kendisine bulaşmasından korkuyordu. Eğer onlarınki gibi bir mutsuzluğa kapılırsa intihar edebileceğinden korkuyordu, başarısız bir intihar girişiminden sonra zor toparlamıştı ve antidepresan kullanıyordu. Bileklerindeki kahverengi izler geçmemişti, Devrim başta izlerle dalga geçiyordu, zamanla dalga geçmeyi bırakmıştı, zaten bu zaman içerisinde de izler beyazlamıştı. Sonra hocaların görmesinden korkup bileklerini gizlemişti, şimdi kimse fark etmiyordu.
"Devrim, hadi bahçeye çıkalım."
Devrim'i yerinden kaldırıp kafeteryanın dışına sürükledi, Evren'in hala oturmasına kızmış gibi davrandı. Kaşlarını çatıp bağırdı.
"Evren, kalkacak mısın?"
Evren'in çevresindeki birkaç öğrenci dönüp ona bakınca pes etti ve ikisinin yanına yürüdü. Bahçeye çıktıklarında biraz dolaşıp en köşedeki masaya oturdular. Evren içindeki kötücül dürtüyü zorla bastırdı ve normal gözükmeye çalıştı.
Şimdi değil, lütfen.
Devrim'le oyunlar hakkında konuşmaya başladı, içindeki kötü şeyi bastırmak için elinden gelen her şeyi yapmak zorundaydı. Dost denebilecek kadar önemsediği iki insanın önünde bir psikopata dönüşürse hiç de hoş bir durum olmazdı.
Gece mi? Geceleri çok sıkıcı oluyorsun ama.
Evren içinde yankılanan sesi duyunca ürperdi, yutkundu. Onu oyalaması gerekiyordu.
Bu gece sıkıcı olmayacak.
Devrim yine sakız çiğniyordu. Çağla da elindeki çubuk krakeri yemekle meşguldü. Basketbol maçını izliyorlardı, Evren bir an içindekinin ne düşündüğünü anlamaya çalıştı.
Saçma sapan bir şey isteme benden. Yakalanırsam eğer, sen de yanarsın.
Uluslararası bir kuruluşun sitesini hacklemişti - az kalsın kendi ayarlarını düzeltmeyi unutuyordu.
Ne oldu, korktun mu? Neden korku filmlerinde ilk şişkoların öldüğü belli oldu. Ödlek.
Bununla ilgisi yok. Bu siber suça girer. Hesapları hacklemem de özel hayatın gizliliğine. Kuruluş seç bari.
Hmm, peki. Bir FBI ajanının tüm hesaplarını hacklemeni istiyorum.
Sonra benim için idam mangası kurulunca beynimi, dolaylı olarak da seni çökertirim. İdam mangası kurulmaz da, direkt öldürürler.
Bayım, siz bu yola girdiğinizde zaten ölmek istiyordunuz. Ben sadece sizin evde dolanan bir ruhtum. Seni çocukken ağlatana kadar korkutuyordum. Sonra sen ruhunu benimkiyle değiştirdin. Tam olarak 1 ay önce. Kendi ruhunla paralel gidiyorum, bu yüzden hala şu kızı sevebiliyorsun.
Evren kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. Sessiz kaldı, cevap verirse yine yaptıkları yüzüne vurulacak, pişmanlığı körüklenecekti. Ölemediğine çok pişmandı. Nasıl olmuştu bilemiyordu. Sarhoş olmuştu, uyuşturucu kullanmıştı. Onun dediğine göre elinde bir bıçak varmış ama kendine sapladıktan sonra çıkaramamış. Ruh onun can çekiştiğini görünce Evren'in bedenine girmiş.
Bunların hepsi deli saçması. Acıyı hatırlamam gerekirdi. Karnımda bıçak izi de yok. Sen sadece benim kötü tarafım falan olmalısın.
Ölüm o kadar da kolay gerçekleşen bir olay değildir. Nice moruklar var, yüz küsür yaşına kadar yaşayan.
Derin bir iç çekti. Sonra Çağla'nın birden banktan kalkıp koşarak uzaklaşmasını izledi. Dönüp Devrim'e baktı, tepki vermemeye karar verdi. Devrim basketbol sahasında bir köşeye bakarak dalıp gitmişti.
"Çağla'nın nesi var?"dedi Evren.
"Biraz garipleşti."
"Korkutucu."
"Bunu sen mi söylüyorsun? Aranızda hem en psikopat hem de en normal benim. İkinizde ergen bunalımına girip...hatalar yaptınız."dedi Evren'e sinirle bakarken.
Evren oturduğu yere sabitledi vücudunu. Kollarını kavuşturdu.
"Bu konuda konuşmayacağım."
"İşine gelmeyince konuşma zaten."
Devrim banktan kalkıp okul binasına yürüdü. Müdür yardımcısı onu durdurunca sıkıntıyla nefesini verdi.
"Devrim, satranç kulübünün düzenlediği turnuvaya katılmamışsın." İçinde 'veli' kelimesi geçmeyen bir cümle duyunca rahatladı.
"Unutmuşum, Bay Heiger'la konuşurum efendim."
"Tamam, kazanacağını biliyoruz." Devrim kafasını sallayarak onayladı.
Bu uyarıcı cümle tüm idareyi kapsıyordu. İki yıl üst üste satranç turnuvasını kazanmıştı ve idare bu sene de kazanmasını istiyordu. Hatta kazanmasını buyuruyorlardı. Sınıfa çıktı, sınıfta iki kız dışında kimse yoktu. Sırasına geçip telefonuyla oynamaya başladı. Telefonundaki aile fotoğraflarına baktı, babasının ve Deniz'in olduğu fotoğraf dışındaki fotoğrafları sildi. Babası ortalarında duruyordu, Deniz'in omzuna elini koymuştu, Devrim'in de elini tutuyordu. Göl kenarında çekilmişti, balık tutmaya gittiklerini anımsıyordu. Deniz'e haber vermesi gerekiyordu. Dört kere çaldıktan sonra ses duyuldu.
"Alo?"
"Alo, Deniz."
"Ooo, zengin ailenin küçük beyi, sen arar mıydın beni?"
"Babam öldü, bil istedim. "
Devrim, Deniz'in yutkunduğunu duydu, birkaç saniye konuşmadı.
"Eve gelmem için yapıyorsun."
"Eve gelmeni istesem böyle bir şey söyler miydim?"
"Annem peki? Harap olmuştur."
"Evet, çok yıprandı." Böyle durumlarda her zaman yalan söylemek en doğrusudur.
"Defnedildi mi?"
"Evet. 12 gün oldu."
"Neden en başta aramadın?"
"Bilmiyorum. "
"Yanına geleceğim."dedi Deniz ve telefonu kapattı.
Geleceksin ha? Umarım gelmezsin abi.
Çağla sınıfa girince onu yanına çağırdı. Eteğini düzeltip sıraya oturdu, üzgün görünüyordu.
"Ne oldu da öyle birden gittin?"
Çağla iç çekti, Devrim'e bakmadan cevap verdi.
"Çok sıkıcıydınız, ben de kaçtım."
Gece mi? Geceleri çok sıkıcı oluyorsun ama.
