20 Temmuz 2021 Salı

4

"Abla, beni dinliyor musun?" Gözlerini Arda'ya çevirdi, kafasını salladı. "Neyse, bu kadar konuştuğum yeter. Ee anlat bakalım."
"Neyi?" kolasından bir yudum aldı.
"Genel işte, hayatında neler olup bitiyor?"
"İş gayet güzel gidiyor, önümüzdeki ay çalışanlardan biri nişanlanacak, elbise bakmaya gitmem lazım. Geçen akşam Emre geldi, sohbet ettik biraz." Hastalığı dışında yeni bir olay yoktu hayatında. Çapraz masada oturan biri dikkatini çekti, Savaş denen adamdı. Güneş'in bakışlarını yakalayınca çekici bir şekilde gülümsedi. Güneş gözlerini hemen Arda'ya çevirdi. "Hande'yle nasıl gidiyor?"
"Gayet iyi, dün 4. ayımızı kutladık, bu arada o da saçlarını senin gibi kestirdi, sahi nereden esti?" Gözleri Arda ve Savaş arasında mekik dokuyordu. 
"Bilmem, sıkılmıştım." Arda, Güneş'in gerginliğini hissetti ve dönüp arkasına baktı. Savaş gülümsemesini bozmadan Güneş'e bakıyordu. 
"Tanıyor musun bu adamı? İş arkadaşın falan mı?" dedi Güneş'e dönüp.
"Hayır, sadece çok sık karşılaşıyoruz.-" Savaş yerinden kalktı, onlara doğru yaklaştı. Güneş kızgın bir ifadeyle onu izliyordu. Savaş masanın yanına gelince yan masadan bir sandalye çekti, oturdu.
"Selam, sen Güneş'in kardeşi olmalısın, ben Savaş." dedi elini uzatarak. Arda ablasına baktı, Savaş'ın elini sıktı. "Arda." Ne olduğuna anlam verememişti, ama olanlara anlam veremeyen tek kişi Arda değildi. Güneş ağzı beş karış açık Savaş'a bakıyordu. Bir kardeşi olduğunu nereden biliyordu?
"Ağzını kapat istersen." dedi eliyle ağzını işaret ederek. "Ablanın bizi tanıştıracağı yoktu, ben de sizi görünce masanıza geleyim dedim. İyi etmedim mi tatlım?" dedi Güneş'e bakarak. Güneş'in gözleri büyüdü.
"Abla?" dedi Arda. İkisi de Güneş'e bakıyordu. Güneş ayağa kalktı, sandalyesini son anda yere düşmekten kurtardı, Savaş hafifçe güldü. Ses çıkarmadan tuvalete gitti. Boş kabinlerden birine girdi, ölene dek buradan çıkmamak istiyordu. Tatlım mı? Aklını yitirmiş olmalıydı. Kendini ne sanıyordu? Ne cüretle kendini aralarında bir ilişki varmış gibi tanıtırdı? Yerin dibine girmek istiyordu. Ellerini yüzüne kapattı. 20 dakikaya yakın tuvaletten çıkmadı, kardeşinin sesini duyunca dışarı çıktı. Suratı kireç gibiydi.
"Abla iyi misin? Savaş abi de gitti, tek kaldım." dedi Arda ablasının kolunu tutup. Savaş abi?
"Gitti mi? Neden?" Masaya geçtiler.
"Evet, işi varmış. İyi birine benziyor, doktor bir insanın kötü olması mümkün değildir zaten. Neden bana bahsetmedin?" dedi yemeğine devam ederken. Savaş'ın uydurduğu yalanı devam ettirmek zorundaydı.
"Bilmem, daha yeni tanıştık. Ciddi olmadığını düşünüyordum." kolasını içmeye devam etti. 
"Böyle şeyleri önce bana söylemen gerek. Ben enişteyi sevdim." Güneş gülümsedi, bir şey demedi.
Hesabı istediler, kalktıktan sonra Arda ablasını eve bıraktı. Güneş'in çabalarına rağmen yurda geri dönmeye kararlıydı. Kardeşini uğurladıktan sonra içeri girdi, montunu çıkardı. Zil çaldı.
"Yine bir şey unuttun değil mi?" derken karşısında Savaş'ı buldu.
"Hayır, seni görmeye geldim." Savaş'ı içeriye soktu, salona kadar kolundan tutup çekiştirdi.
"Benden ne istiyorsun? Neden sevgilimmiş gibi davrandın? Kardeşime kanser olduğumu da söylememişsin. Neden söylemedin? Hem kardeşim olduğunu nereden biliyorsun?" Savaş duvardaki aile fotoğrafını işaret etti.
"Senin söyleyeceğin yoktu, bir müddet sonra hala söylememiş olursan söyleyeceğim, en azından hiç tanımadığı birinden duymamış olur."
"Diğer iki soruma cevap vermedin."
"Senden bir şey istemiyorum, tedavi olman dışında. Hem kızlar genelde benimle arkadaş olmak istemezler, arkadaş olmak için fazla yakışıklıyım." dedi saçlarını düzelterek.
"Değilsin." dedi Güneş kollarını göğsünde kavuşturarak. Savaş kaşlarını kaldırarak Güneş'e baktı. Güneş'le arasındaki mesafeyi kapattı, dudaklarına doğru eğildi. Güneş sabit duruyordu, gözlerini kapattı. Güneş'in yanakları al al olmuştu, kalp atışları hızlanmıştı.
"Gördün mü? Gayet yakışıklıyım." dedi geri çekilirken. 
"Neden benimle uğraşıyorsun? Tedavi olmazsam bir sene içinde öleceğim zaten, ölmek üzere olan biriyle eğlenmek hoşuna mı gidiyor?"
"Bana inat tedavi olmanı sağlamaya çalışıyorum. Bir insan ölüyor oluşunu bu kadar olgunlukla karşılamaz, değil 1 sene 1 ay ömrün kaldı deseler yine kılını kıpırdatmazsın. Normalde yaşamak için her yolu seçmen gerekmiyor mu?"
"Bilmem, gerekiyor mu?" Savaş gözlerini Güneş'e dikti. Güneş gidip koltuğa oturdu.
"Evet." Bir müddet cevap gelmedi.
"Tamam, tedavi olacağım. Şimdi beni rahat bırakır mısın artık?" 
"Peki, nasıl istersen." dedi Savaş ve kapıya yöneldi. Çıkacağı sıra Güneş konuştu.
"Acı çekecek miyim?"
"Büyük ihtimalle tedavi olmamaya karar verirsen ileride daha çok acı çekeceksin. Yani kemoterapi iyiye doğru giderse tamamen kurtulabilirsin bile." Yalancı.

"Hmm..." Ağır ağır kafasını salladı. Savaş'a el salladı. Savaş kapıyı açıp çıktı.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder