24 Mart 2015 Salı

tanımsız dünya



Al, dinlersin, yazarken güzel gitmişti. https://youtu.be/VvKjpGP6P5Y



  "Neden?"

  Devrim'in zihninde tek bir soru hatta sadece tek bir kelime dönüp dolaşıyordu. Karşısındaki tarihi lisenin gotik mimarisine, restorasyona uğramış yeni çatısına sonra da gri bulutlara baktı. Yağmur başlamıştı bile. Sert esen rüzgar yağmur damlalarını yüzüne savuruyordu. İçeri girmek istemiyordu, burada kalıp ıslanmaya razıydı. Biri kolundan tutup onu lisenin büyük kapısına çekiştirmeye başladı.

"Sabah sabah yağmurun altında niye bekliyorsun? Ölmek istiyorsan biraz daha uğraşmalısın. İnsanlar en son veremden öldüklerinde 1. Dünya Savaşı'nı yaşıyorlardı. Yürü."

  Devrim kafasını çevirmeden, göz ucuyla Evren'e baktı. Gözlüklerin ıslanıyor ya, ondan sevmiyorsun yağmuru.

  Geniş taş merdivenleri çıktılar, koridoru aydınlatan beyaz floresanların çıkardığı rahatsız edici ses dışında bir ses duymadılar. Sınıfa girdiklerinde henüz kimsenin gelmediğini fark ettiler. Devrim, yağmurdan koyu laciverte dönen çantasını sırasının yanına, yere bıraktı. Evren ise gözlüklerini silmekle uğraşıyordu. Siyah gözlerini Devrim'e çevirdi. Gözlüklerini takıp ona bakmaya devam etti. Arkadaşı ıslanınca tam bir sıçana benziyordu. Siyah dalgalı saçları sönüyor ve gerçekten ilginç bir görüntüye sahip oluyordu.

"Saçlarını kabart. Gerçekten çok çirkinsin ha." Devrim ona baktı, hafif bir gülümsemeyle cevap verdi.

"Unutma, çirkin olan sensin. Aslında ikimizde çirkiniz, bunu biliyorsun. Ama en çirkin sensin." Evren güldü.

"Hangi yakışıklı günde 5 saatini bilgisayar oyunlarına harcar? Tahmin ettiğim gibi. Hiçbiri. Gerçekten uğraşacak başka işimiz yok."

Devrim ellerini saçlarına geçirdi. Senin uğraşacak başka işin olmayabilir dostum. Ama benim o kadar uğraşmam gereken sorun var ki!

Aralık kapı açıldı ve içeriye ıslanmış ve üşümüş bir kız girdi. Bu Çağla'ydı. Montunu ve çantasını sırasının üstüne attı.

"Günaydın."dedi, kaloriferin yanına ilişti.

Kahverengi saçları ıslanmıştı, titriyordu. Pencereden dışarıya bakmaya başladı. Çağla, Devrim'le Evren'in çocukluk arkadaşıydı, ama Çağla ikisinden de nefret ediyordu. Evren her sabah onun saçlarını karıştırırdı, Devrim de boynundaki atkısını çekerek onu boğmaya çalışırdı. Çağla onların gerçek hayattaki oyuncağıydı. Kızı ağlatana kadar sinir ederlerdi. Yine de birbirlerinden kopamıyorlardı.

"Günaydın, çirkin ördek."dedi Evren ve öğretmen masasına oturdu.

"Saçıma dokunma."dedi Çağla, uyarırcasına.

"Islakken dolaşmaz."diyerek elini Çağla'nın uzun saçlarına daldırdı. Ama istediği tepkiyi alamayınca elini kafasından çekti.
"Hey, neyin var?"

"Annemle kavga ettim. Bu yüzden buraya otobüsle geldim. Duraktan buraya kadar yürüdüm. Üstelik harçlığımı vermedi."dedi bıkkın bir ifadeyle.

"Eh, buna mı sinirlendin yani? Ben de yolda gelirken taciz ettiler sandım."dedi Devrim. Haksız sayılmazdı, Çağla oldukça güzeldi.

"Bazen beyninin katmanlarının naneli sakızdan oluştuğunu düşünüyorum." dedi.

"Ödevi yaptın değil mi?"dedi Evren. İkiside kafasını salladı. "İyi."diyerek telefonunu çıkardı ve oyun oynamaya başladı.

Oyuna tamamen odaklandığı sırada Çağla koluna vurdu. Küfrederek bağırdı.

"Mal! Senin yüzünden-. Neyse, ne kaybettiğimi söylesem bile anlamayacaksın."

Çağla tekrar ona vurdu. Evren telefonu bırakıp Çağla'nın saçına yapıştı.

"Bir daha vuracak mısın?"

"Evet."

"Güzel." Çağla'nın saçlarını öyle bir karıştırdı ki, kızın kafası kuş yuvasını andırıyordu. Saçlarının arasından Evren'e baktı. Gözleri dolmuştu. Eyvah, sıçtık. Ağlayacak. Ne yaptım ben ya?

Çağla arkasını döndü, sınıftan çıktı. Kızlar tuvaletine girip kapıyı kapattı. Gözlerinden akan yaşları sildi. Saçlarını elleriyle taramaya çalıştı. Saçlarının dipleri acıyordu. Saçlarını biraz düzeltebildiğinde tuvaletten çıktı. Sınıfa gitti. Evren'le Devrim dışında çoğu öğrenci sınıftaydı. Sessizce yerine oturdu, yanında oturan kızla ilgileniyormuş gibi yaptı. Ders başlayacağı sıra, Evren sınıfa girdi. Ciddi bir şekilde yerine, Çağla'nın önüne geçti. Çağla'nın kızgınlığı biraz dinmişti. Öğle arasına girdiklerinde Çağla telefonunu çıkarıp tamamen amaçsız odak oyununu oynamaya başladı.

"Yine mi o oyun? Şu telefonunu bana ver bir günlüğüne, adam akıllı oyun indireyim."dedi Evren. Çağla kaşlarını çattı, telefonunu masaya bıraktı, kollarını göğsünde kavuşturdu. "Küs müyüz?"

"Hayır."

"İyi bari."

"Farkındaysanız öğle tenefüsündeyiz. Yemekhaneye iniyor musunuz?"

Beraber yemekhaneye indiler, yemek sırasına girdiler. Çömez dokuzuncu sınıflar sırada arkadaşlarıyla konuşarak, gülüşerek bazen de itip kakışarak ilerliyorlardı. Devrim zayıf elini saçlarından geçirdi, sessizce insanları izliyordu. Evren'le Çağla bir konu hakkında tartışıyorlardı. Etrafındaki sesleri net algılayamıyor, uğultu olarak duyuyordu. Bu aralar dalgındı.

"Değil mi Devrim?" Çağla'nın sesini duyunca irkildi. Konuyu kaçırmıştı ve ne konuştukları hakkında hiçbir fikri yoktu.

"Ha?"diyebildi. Evren ona böcek görmüş gibi bakıyordu.

"Yürüsen diyorum," dedi Çağla. "Ne düşünüyorsun bu kadar?"

Bilmiyordu. Aslında bu kadar zihnini meşgul eden şey ortadaydı, fakat bunu kabullenmek istemiyordu. Annesi babasını gözlerinin önünde öldürmüştü sadece.

"Ispanak?" Tok sesin geldiği tarafa baktığında aşçı kadını gördü. Yemek almadan devam etti, bir elma ve su aldı.

"Neden yemek yemiyorsun?"dedi Evren Devrim'e bakarak. Omuz silkti, boş buldukları masaya oturdular. Evren'le Devrim konuşmaya başladılar, oyunlar hakkında yorum yapıyorlardı.Çağla, tepsisindeki yoğurda uzandı, kapağını açtı ve yemeye başladı. Seni o okula göndermeye devam edemem! Anladın mı?! Neden çalışmıyorsun? Neden notların düştü? Mazeret dinlemek istemiyorum artık! O okulu burslu kazanmıştın ve şimdiki notlarına bir bak! Biraz ders çalış da, verdiğim harçlığı haketmiş ol!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder