tanımsız dünya 2
Evet, başlık bulamadım ve ilerleyen bölümlerde akıl karıştırmayı amaçladığım için bu olsun dedim. (Aslında sadece başlık bulamadım, dahiyane akıl oyunları beklemeyin.)
"Çağla 70, Mert 56, Devrim 85, Elif 78, Evren 80..." Nihayet almanca sınavı açıklanmıştı. Teneffüs zili çaldığında Çağla boş gözlerle sıranın üstündeki ödev dağına bakıyordu. Devrim yanına oturunca gözlerini kağıt yığınından ayırdı. Evren'e baktı, manga okuyordu.
"Kızın adı Yuuki mi yoksa Misaki mi?" dedi Evren'in omzunun üstünden telefonun ekranına bakarak.
"İkiside değil. "
Devrim her zamanki gibi naneli sakız çiğneyerek telefonunda oyun oynuyordu.
"Ne oynuyorsun?"dedi Çağla, cevap bekliyordu. Cevap gelmedi.
"Neden beni umursamıyorsunuz, pislikler?"
"Git biraz dedikodu yap,"dedi Devrim.
"Evet, bizi rahat bırak."
Çağla sıkıntıyla geriye yaslandı. Kafasını sola çevirdi , üç gündür aralıksız yağmur yağıyordu . Bazen yavaşlıyor, duracak gibi oluyordu sonra birden hızlanıyordu. Denizin rengi açık griydi, hiç hoşlanmıyordu bu renkten. O denizi maviyken, yeşilken severdi. Yine yazı özlemişti.
"Sakız çocuk, bana sakız ver."dedi Evren Devrim'e. Devrim gözlerini devirip sol elini cebine attı, ustalıkla bir sakızı kutudan çıkarıp ona uzattı.
Evren sakızı çiğnerken Çağla'nın zihnini okumuşçasına konuştu, "Çağla ne var 70 aldıysan? Takma kafana. Zaten ufak bir beynin var." Elini Çağla'nın saçına uzattı. Devrim de oyununu durdurup kızın atkısına yapıştı.
"Tamam tamam, uğraşmayın benimle vazgeçtim."
Devrim atkısının iki ucunu tutup çekmiş, onu boğmaya çalışıyordu. "Bize Matematik çalıştıracaksın değil mi?"
"Ölüyorum... " Devrim onun atkısını çekmeyi bıraktı. "Bilemiyorum, bence yaparsınız siz. "
"Evet, o yüzden geçen sınavdan 36 aldım değil mi? "diye homurdandı Evren.
Devrim suratını buruşturup telefonunu cebine koydu. Dün Bakugi'de fazla zaman kaybetmişti, dünyaya geri dönmesi yarım saatini almıştı. Geceleri uyumalıydı, değilse çok yakında halüsinasyonlar görmeye başlayacaktı. Evet, eve gidip uyumalıyım diye düşündü. Ama kafasını yastığa koyduğunda o kadar çabuk boyut değiştirebiliyordu ki bazen fark etmiyordu. Her şey geçen sene başlamıştı. Bir gece yatağında havalanmıştı, tavana kadar çıktığında aşağıya bakmıştı ve uyuyan Devrim'i görmüştü. Bir hafta boyu tekrar yükselmekten korkarak uyumuştu. Hatta o hafta içinde astral seyahat hakkında her bilgiyi yalayıp yutmuştu, ama korkmuştu. Üstelik bu istemsiz olmuştu, hiçbir çaba sarf etmemişti bunu yapmak için. Sonrasında ufak ufak denemeler yaptı, apartmanın içinde dolaştı, iki sokak ötedeki çocuk parkına gitti ve banka oturdu. Bedenine geri döndüğünde yatağından kalkıp gördüğü her şeyi not alıyordu. Günler geçtikçe farklı semtlere de gitmeye başladı ve bu iş onun için oldukça kolay bir serüvene dönüştü. Bir gece yine yatağına yatmış, müzik dinliyordu. O uyuşukluk hissi yavaş yavaş ellerinden ve bacaklarından bedenine yayıldı, gözlerini kapatıp kendini rahat bıraktı. Bu sefer hiç bir şeyi düşünmemişti, amaçsızca gitmeyi bekliyordu. Kalbi hızlandı ve vücudundaki adrenalini hissetti, işte bedeninden ayrılmıştı. Etrafına bakındığında hiç tanıdık olmayan bir caddenin ortasındaydı. Yanında otuz yaşlarında oldukça güzel bir kadın vardı, omuzlarına gelen saçlarını örmüştü.
"Meine liebchen..."dedi kadın.
Vay, dil değişti, neredeyim ben? Almanya mı yani burası?!
"Was ist passiert? "
Kadının kolyesindeki yazıya baktı, Çağla yazıyordu. Kadının gülümsemesi büyüleyiciydi ve bu güzel kadın onun elini tutuyordu.
Bir anda geri döndü. Kalbi hızlıydı, gözlerini açtığında beyaz tavanını görünce rahatladı. Telefonuna baktı, tam olarak bir saat geçmişti, saat gecenin ikisiydi. Yatağından kalkıp aynadaki yansımasına baktı.
"Hassiktir oradan."dedi kendi kendine.
Sadece rüyadan öte, paralel evrenden geri bir şey olmuştu. Rüya değildi, buna emindi fakat Çağla onun nasıl karısı olmuştu? Neden Almanca konuşuyorlardı ve neden hiç bilmediği bir yere gitmişti?
O gece iki şeyin farkına varmıştı; Birincisi paralel evren denen şey kesinlikle gerçekti, ikincisi ise düşünmeden de astral seyahat edebiliyordu.
İşte bu geceden sonra haftada dört gece astral seyahat etmeye karar verdi. Kendi paralel evrenlerine, daha doğrusu bu büyülü dünyasına Bakugi adını verdi.
Geçen hafta Bakugi-2'de yangın çıkmıştı ve yandığını görmüştü. Ruhu yanmıştı sanki. Geri dönmek için çok uğraşmıştı. Bunun sonucunda da eğer Bakugi'de ölürse gerçek hayatta da ölecekti, hatta yok olacaktı. Artık daha dikkatli olması gerektiği kanısına varmıştı.
"Devrim, ödevini teslim etmemişsin, getireceksen de puan kıracağım."
İçinden küfrederek kadına baktı.
"Üzgünüm, unuttum. Yarın getirsem alır mısınız? "
Kadın cevap vermeyip, sinirle iç çekti.
Devrim de kafasındaki planları sonraya erteleyip sırasının üstüne kapandı. Uyumaya çalıştı ve bunda başarılı oldu da.
Sırtında bir el hissedinceye dek. Kafasını kaldırdı, uyuşmuş elleriyle gözlerini ovuşturdu. Suratı kızarmıştı, masum görünüyordu. Çağla'nın yüzünü görünce kaşlarını çattı. Kesinlikle görmeyi umduğu yüz bu değildi, daha çok şu garip öğretmenlerinden birininkini görmeyi ummuştu. Esnedi. Seslerden teneffüste olduklarını anladı. Sınıfta kimse yoktu.
A-ov. Herkes çıktı mı?
"Uykucu, Evren bile gitti, uyanacak mısın artık?"dedi Çağla.
"Ah." Oturduğu yerden kalktı, montunu giyinip çantasını omzuna astı. Çağla'nın peşinden sınıftan çıktı.
"Ne yani? Ben üçüncü dersten beri uyuyor muyum?"
"Evet, ilginç. Öğle arasında Evren seni uyandırmaya çalıştı ama uyanmadın. Açsın değil mi? "dedi, elindeki sandviçi ona uzatarak.
Devrim karnının gurultusunu görmezden gelemedi ve yarım sandviçi yedi.
"Zamanın varsa sana yemek ısmarlayayım, yemeğini yedim çünkü."dedi lokmasını yutunca. Çağla kafasını salladı, telefonunu çıkarırken konuştu.
"Yemek yemeye vaktim yok, Fizik kursum var, eve gidince yerim, mühim değil. " Rüzgarda karışan saçlarını düzeltmeye çalıştı, montunun yakalarını kaldırdı.
"Üşüyor musun?"dedi Devrim.
"Hayır." Devrim çantasından beresini çıkarıp Çağla'ya uzattı. Koyu gri bereyi kafasına geçirdi, atkısını sıkılaştırdı.
"Sen üşümeyecek misin yani? Hem yeni uyandın."
Devrim kafasını sallayarak reddetti.
Otobüs durağına kadar konuşmadılar. İkiside kulaklıklarını taktıklarından konuşma balonları boş bir şekilde havada asılı kalmıştı. Çağla'nın otobüsü gelince Devrim'e el sallayıp otobüse adımını attı, kartını öttürdü. Boş bir direk aradı tutunmak için, arkaya doğru ilerlerken kafasındaki sıcak bereyi Devrim'e geri vermediğini fark etti. Direğe tutundu, çantasının önünden son aldığı şiir kitabını çıkarıp okumaya başladı. Otobüs fren yapınca kafasını direğe çarptı, kitabı çantasına koymak zorunda kaldı. İnsanlara istemsizce çarparak otobüsten indi, kurs binasına yürüdü. Bu kurstaki öğretmenler Alman'dı, annesi kurs için yüklü bir miktar para ödemişti. Sıkıcı gri boyalı binaya girdi, merdivenleri çıktı, Fizik öğretmenini bulmak için aramaya koyuldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder