25 Nisan 2015 Cumartesi

insanlar diyorum, saçma

Evet ya, düşünüyorum da, insanlar çok kaba. Ayağına basıyor kadın, dönüp bi bir özür bile dilemiyor. Otobüste sen geçmeye çalışırken adam istifini bozmuyor.
İnsanlar kavgacı ruhlu. Herkes her an patlayabilecek durumda. Belki de şehrin asabiliği yansımıştır onlara. Bilemiyorum ama insanlar birbirlerini çiğ çiğ yiyebilecek duruma gelmişler.
İşte bu yüzden toplum itici. Bu yüzden insanlardan nefret ediyorum.
****
Ceylin diye bi kız var, twitterda takip ettiklerimden biri. Kız bir başka konudaki düşüncelerimi mükemmel bir şekilde açıklamış. Yani ben yazsam da buna benzer olacaktı, idare ediverin biraz.
http://tanrimmerhaba.blogspot.com.tr/2015/04/tumblr.html?m=1

23 Nisan 2015 Perşembe

tanımsız dünya 3

İnsanlar koşuyorlardı, Devrim'in üstüne doğru. Çok fazla insan vardı, gerçi bu şeylere insan demek çirkinlere bile haksızlık olurdu. Suratları uzun, kırmızı renkteydi saçları yoktu. 

Hassiktir, bunlar da neyin nesi?

Evet, bir tanesine dikkatlice bakınca derilerinin soyulmuş olduğunu anladı. Tiksintiyle yüzünü buruşturdu, koşanlar çok yaklaşmışlardı.

Kaç!!!

Arkasını dönüp koşmaya başladı, etrafına bakındı. Etrafta yanık siyah otlar vardı, saklanabileceği hiçbir yapı yoktu. Her yer yanmış, kül olmuştu. Burası geçen gece yanan Bakugi-2'ydi. Bacaklarında hissettiği acıyla inledi, sanki bacaklarını kesmişlerdi. Bacaklarına baktığında şortunun ve bacaklarının kanlar içinde olduğunu gördü, yer yer kemikleri görünüyordu çelimsiz bacaklarında. Korkuyla gözleri büyüdü, çabucak buradan gitmeliydi. Kafasını kaldırıp koştuğu yere baktığında uçurumu gördü. Kaçacağı yer yoktu. Bu zombimsi yaratıklara yem olmaktansa kayalıklı bir denize atlamayı tercih ederdi. Bacaklarının ağrısına aldırmayıp koşmaya devam etti ve uçurumdan atladı.

...

Ruhu bedenine geri dönünce derin bir nefes aldı ve çakralarından yayılan garip sıcaklığı hissetti. Gözlerini açtığında etraf karanlıktı, eliyle yattığı yeri yokladı, kendi yatağındaydı. Nefesini verdiğinde boğazındaki ağrıyı hissetti.

Ölüme az kalmış demek.
Trajikomik.

Komidinin üzerindeki lambayı yaktı, masasındaki bardağını alıp odasından çıktı. Susamıştı. Evde kimse yoktu, mutfağa giderken bir not buldu. Annesindendi.

Devrim, ben gidiyorum, burada kalmam nefretini arttıracak. Üzgünüm.
Annen.

"Siktir git amına koduğumun orospusu! Üzgünmüş!"dedi kağıdı buruştururken.

Zaten abisi de evi terketmişti, babasının öldüğünden bile haberi yoktu. Evde, babasının bahçeye gömdükleri çürümeye başlayan bedeniyle yalnızdı. Kötü hissediyordu. Babası akciğer kanseriydi, kan kusmuştu. Annesi daha fazla dayanamayıp ekmek bıçağıyla kocasının üstüne atlayıp onu defalarca bıçaklamıştı. Bunların hepsini Devrim görmüştü, annesinin üstüne atlamıştı ama annesi onun elinden kurtulup kocasını deşmeye devam etmişti. Üstelik Devrim'in de kolunu çizmişti, Devrim kalkıp engel olamamıştı.

"Alo, Çağla..."dedi düşüncelerinden sıyrılmaya çalışırken.

Çağla'yla konuşmak ona iyi gelecekti, eğer bu olanları Evren'e anlatırsa Evren Suna Teyze'yi polise şikayet ederdi. Ama Çağla korkaktı, böyle bir şeye cüret edemezdi. Sanırım.

"Ne oldu?" dedi Çağla, sesinden uyku akıyordu.

"Beni dinler misin? Moralim bozuk da."

"Yarın dinlerim. Git mastürbasyon falan yap, gecenin bu saatinde nasıl moralini bozdun?"

Mastürbasyon mu? Salak.

"Yarın olmaz.. Çağla,"dedi tereddütle. "Bak çok klasik geliyor ama ölmek istiyorum."

"İntihar mı edeceksin?"

"Bilmem, belki."dediğinde intihar etme olasılığını düşündü.

"Ya intihar edeceksen kesin çözümler bul, uyuyorum şimdi."

Devrim daha fazla saklayamadı.

"Annem babamı öldürdü! Çağla babam öldü!"diye bağırdı telefona. Elini saçlarına geçirdi ve gözlerinin yanmasına izin verdi.

"Ne?!"

"Evet, şimdi de kaçtı orospu. Babam arka bahçede, ölü. Toprağın altında.. Babam yok artık..."diye bağırdı, gözlerinden yaşlar akıyordu. Gözyaşlarını serbest bırakabildiğine bir anlığına şükretti, gözyaşları aktıkça daha da çoğalıyordu sanki.

"Ah... Devrim, ben.. Haluk amca.. Nasıl olur?!"derken Çağla da ağlamaya başladı. Çağla babasız büyüdüğü için Devrim'in babasını çok severdi. Onu baba gibi görürdü.

"Ne yapmalıyım?! Söyle! Yalnız kaldım artık."

Çağla içeriden gelen inleme sesine karşılık, "Gel çabuk, yanıma gel. Tanrım... Hadi gel, giyiniyorum."dedi.

Devrim üstüne montunu geçirip anahtarlarını aldı ve evden çıktı. Gözyaşlarını silip soğuk geceye yürüdü. Çağla'nın evine varana kadar kuru yanakları uyuşmuştu. Çağla apartmanın kapısında bekliyordu, ellerini yüzüne kapamıştı. Çağla'nın kolunu tuttu, Çağla onu görünce kollarını sıkıca ona doladı. Bir müddet sarılıp ağlaştılar. Çağla, şiş suratı ve ıslak yanaklarıyla Devrim'den daha perişan görünüyordu.

"Devrim,"dedi onun saçına dokunurken.

"Deniz bilmiyor bile."dedi, buruk bir sesle. Kolunu Çağla'nın beline doladı.

"Saat kaç?"

"Dörde geliyor."

Gece ne yapılırdı? Geceler uyumak içindi, seks içindi, sarhoş olmak içindi. Bu iki çocuk soğuk gecede nereye gider, ne yapardı? İkisi de bilmiyordu.

Beraber sarı sokak lambalarının altında yürüdüler sabah ezanına kadar. Çağla gecenin ayazında buz kesmişti. Titreyerek Devrim'in zayıf vücuduna ilişti. Devrim kolunu onun omzuna attı, sarı ışıkta turuncuya dönen saçlarını inceledi. Yanlarından geçen sokak köpeği Çağla'yı ürküttü.

"Devrim, Evren'e anlatacak mısın?" Fısıltısı boş sokakta yayıldı.

"Polise gidebilir. Söyleyemem."

"Anlat. Polise gidebilecek kadar deli değil. Bence bir müddet Evren'le kalman iyi olacak. Yalnızlık kötüdür."

"Tamam ya, fazla endişeleniyorsun. İyiyim ben."

"Arkadaşım hakkında endişelenebilirim değil mi?"

Devrim sessiz kaldı. Kimsenin kendisine acımasını istemiyordu. Hem babası teorik olarak ölmemişti, Bakugi-7'de yaşıyordu en son.

Çağla'yı evine bıraktı, aydınlanmaya başlayan sokakta elleri cebinde, yürümeye devam etti. Çağla apartmanın dördüncü katına çıktı, yavaşça anahtarı kapının kilidine soktu, kapı açılınca az bir boşluktan süzülüp içeriye girdi. Kapıyı yavaşça kapattı. Annesinin nefes alıp verişi gayet sakindi, uyuduğundan emin oldu. Montunu vestiyere asıp ses çıkarmadan odasına girdi, kapıyı kapattı. Üstündekilerle beraber yorganın içine girdi ve uyumaya çalıştı. Ama gözleri ağrıyordu, hem de düşünceleri onu bırakmamıştı.

Devrim'in anlatmadığı bir şey var. Gizli tuttuğu.

Ve bu gizli şey Çağla'yı oldukça rahatsız etmişti.




10 Nisan 2015 Cuma

tanımsız dünya 2


Evet, başlık bulamadım ve ilerleyen bölümlerde akıl karıştırmayı amaçladığım için bu olsun dedim. (Aslında sadece başlık bulamadım, dahiyane akıl oyunları beklemeyin.)


"Çağla 70, Mert 56, Devrim 85, Elif 78, Evren 80..." Nihayet almanca sınavı açıklanmıştı. Teneffüs zili çaldığında Çağla boş gözlerle sıranın üstündeki ödev dağına bakıyordu. Devrim yanına oturunca gözlerini kağıt yığınından ayırdı. Evren'e baktı, manga okuyordu.

"Kızın adı Yuuki mi yoksa Misaki mi?" dedi Evren'in omzunun üstünden telefonun ekranına bakarak.

"İkiside değil. "

Devrim her zamanki gibi naneli sakız çiğneyerek telefonunda oyun oynuyordu.

"Ne oynuyorsun?"dedi Çağla, cevap bekliyordu. Cevap gelmedi.

"Neden beni umursamıyorsunuz, pislikler?"

"Git biraz dedikodu yap,"dedi Devrim.

"Evet, bizi rahat bırak."

Çağla sıkıntıyla geriye yaslandı. Kafasını sola çevirdi , üç gündür aralıksız yağmur yağıyordu . Bazen yavaşlıyor, duracak gibi oluyordu sonra birden hızlanıyordu. Denizin rengi açık griydi, hiç hoşlanmıyordu bu renkten. O denizi maviyken, yeşilken severdi. Yine yazı özlemişti.

"Sakız çocuk, bana sakız ver."dedi Evren Devrim'e. Devrim gözlerini devirip sol elini cebine attı, ustalıkla bir sakızı kutudan çıkarıp ona uzattı.

Evren sakızı çiğnerken Çağla'nın zihnini okumuşçasına konuştu, "Çağla ne var 70 aldıysan? Takma kafana. Zaten ufak bir beynin var." Elini Çağla'nın saçına uzattı. Devrim de oyununu durdurup kızın atkısına yapıştı.

"Tamam tamam, uğraşmayın benimle vazgeçtim."

Devrim atkısının iki ucunu tutup çekmiş, onu boğmaya çalışıyordu. "Bize Matematik çalıştıracaksın değil mi?"

"Ölüyorum... " Devrim onun atkısını çekmeyi bıraktı. "Bilemiyorum, bence yaparsınız siz. "

"Evet, o yüzden geçen sınavdan 36 aldım değil mi? "diye homurdandı Evren.

Devrim suratını buruşturup telefonunu cebine koydu. Dün Bakugi'de fazla zaman kaybetmişti, dünyaya geri dönmesi yarım saatini almıştı. Geceleri uyumalıydı, değilse çok yakında halüsinasyonlar görmeye başlayacaktı. Evet, eve gidip uyumalıyım diye düşündü. Ama kafasını yastığa koyduğunda o kadar çabuk boyut değiştirebiliyordu ki bazen fark etmiyordu. Her şey geçen sene başlamıştı. Bir gece yatağında havalanmıştı, tavana kadar çıktığında aşağıya bakmıştı ve uyuyan Devrim'i görmüştü. Bir hafta boyu tekrar yükselmekten korkarak uyumuştu. Hatta o hafta içinde astral seyahat hakkında her bilgiyi yalayıp yutmuştu, ama korkmuştu. Üstelik bu istemsiz olmuştu, hiçbir çaba sarf etmemişti bunu yapmak için. Sonrasında ufak ufak denemeler yaptı, apartmanın içinde dolaştı, iki sokak ötedeki çocuk parkına gitti ve banka oturdu. Bedenine geri döndüğünde yatağından kalkıp gördüğü her şeyi not alıyordu. Günler geçtikçe farklı semtlere de gitmeye başladı ve bu iş onun için oldukça kolay bir serüvene dönüştü. Bir gece yine yatağına yatmış, müzik dinliyordu. O uyuşukluk hissi yavaş yavaş ellerinden ve bacaklarından bedenine yayıldı, gözlerini kapatıp kendini rahat bıraktı. Bu sefer hiç bir şeyi düşünmemişti, amaçsızca gitmeyi bekliyordu. Kalbi hızlandı ve vücudundaki adrenalini hissetti, işte bedeninden ayrılmıştı. Etrafına bakındığında hiç tanıdık olmayan bir caddenin ortasındaydı. Yanında otuz yaşlarında oldukça güzel bir kadın vardı, omuzlarına gelen saçlarını örmüştü. 

"Meine liebchen..."dedi kadın.

Vay, dil değişti, neredeyim ben? Almanya mı yani burası?!

"Was ist passiert? "

Kadının kolyesindeki yazıya baktı, Çağla yazıyordu. Kadının gülümsemesi büyüleyiciydi ve bu güzel kadın onun elini tutuyordu.

Bir anda geri döndü. Kalbi hızlıydı, gözlerini açtığında beyaz tavanını görünce rahatladı. Telefonuna baktı, tam olarak bir saat geçmişti, saat gecenin ikisiydi. Yatağından kalkıp aynadaki yansımasına baktı.

"Hassiktir oradan."dedi kendi kendine.

Sadece rüyadan öte, paralel evrenden geri bir şey olmuştu. Rüya değildi, buna emindi fakat Çağla onun nasıl karısı olmuştu? Neden Almanca konuşuyorlardı ve neden hiç bilmediği bir yere gitmişti?

O gece iki şeyin farkına varmıştı; Birincisi paralel evren denen şey kesinlikle gerçekti, ikincisi ise düşünmeden de astral seyahat edebiliyordu.

İşte bu geceden sonra haftada dört gece astral seyahat etmeye karar verdi. Kendi paralel evrenlerine,  daha doğrusu bu büyülü dünyasına Bakugi adını verdi.

Geçen hafta Bakugi-2'de yangın çıkmıştı ve yandığını görmüştü. Ruhu yanmıştı sanki. Geri dönmek için çok uğraşmıştı. Bunun sonucunda da eğer Bakugi'de ölürse gerçek hayatta da ölecekti, hatta yok olacaktı. Artık daha dikkatli olması gerektiği kanısına varmıştı.

"Devrim, ödevini teslim etmemişsin, getireceksen de puan kıracağım."

İçinden küfrederek kadına baktı.

"Üzgünüm, unuttum. Yarın getirsem alır mısınız? "

Kadın cevap vermeyip, sinirle iç çekti.

Devrim de kafasındaki planları sonraya erteleyip sırasının üstüne kapandı. Uyumaya çalıştı ve bunda başarılı oldu da.
Sırtında bir el hissedinceye dek. Kafasını kaldırdı, uyuşmuş elleriyle gözlerini ovuşturdu. Suratı kızarmıştı, masum görünüyordu. Çağla'nın yüzünü görünce kaşlarını çattı. Kesinlikle görmeyi umduğu yüz bu değildi, daha çok şu garip öğretmenlerinden birininkini görmeyi ummuştu. Esnedi. Seslerden teneffüste olduklarını anladı. Sınıfta kimse yoktu.

A-ov. Herkes çıktı mı?

"Uykucu, Evren bile gitti, uyanacak mısın artık?"dedi Çağla.

"Ah." Oturduğu yerden kalktı, montunu giyinip çantasını omzuna astı. Çağla'nın peşinden sınıftan çıktı.

"Ne yani? Ben üçüncü dersten beri uyuyor muyum?"

"Evet, ilginç. Öğle arasında Evren seni uyandırmaya çalıştı ama uyanmadın. Açsın değil mi? "dedi, elindeki sandviçi ona uzatarak.

Devrim karnının gurultusunu görmezden gelemedi ve yarım sandviçi yedi.

"Zamanın varsa sana yemek ısmarlayayım, yemeğini yedim çünkü."dedi lokmasını yutunca. Çağla kafasını salladı, telefonunu çıkarırken konuştu.

"Yemek yemeye vaktim yok, Fizik kursum var, eve gidince yerim, mühim değil. " Rüzgarda karışan saçlarını düzeltmeye çalıştı, montunun yakalarını kaldırdı.

"Üşüyor musun?"dedi Devrim.

"Hayır." Devrim çantasından beresini çıkarıp Çağla'ya uzattı. Koyu gri bereyi kafasına geçirdi, atkısını sıkılaştırdı.

"Sen üşümeyecek misin yani? Hem yeni uyandın."

Devrim kafasını sallayarak reddetti.

Otobüs durağına kadar konuşmadılar. İkiside kulaklıklarını taktıklarından konuşma balonları boş bir şekilde havada asılı kalmıştı. Çağla'nın otobüsü gelince Devrim'e el sallayıp otobüse adımını attı, kartını öttürdü. Boş bir direk aradı tutunmak için, arkaya doğru ilerlerken kafasındaki sıcak bereyi Devrim'e geri vermediğini fark etti. Direğe tutundu, çantasının önünden son aldığı şiir kitabını çıkarıp okumaya başladı. Otobüs fren yapınca kafasını direğe çarptı, kitabı çantasına koymak zorunda kaldı. İnsanlara istemsizce çarparak otobüsten indi, kurs binasına yürüdü. Bu kurstaki öğretmenler Alman'dı, annesi kurs için yüklü bir miktar para ödemişti. Sıkıcı gri boyalı binaya girdi, merdivenleri çıktı, Fizik öğretmenini bulmak için aramaya koyuldu.


24 Mart 2015 Salı

tanımsız dünya



Al, dinlersin, yazarken güzel gitmişti. https://youtu.be/VvKjpGP6P5Y



  "Neden?"

  Devrim'in zihninde tek bir soru hatta sadece tek bir kelime dönüp dolaşıyordu. Karşısındaki tarihi lisenin gotik mimarisine, restorasyona uğramış yeni çatısına sonra da gri bulutlara baktı. Yağmur başlamıştı bile. Sert esen rüzgar yağmur damlalarını yüzüne savuruyordu. İçeri girmek istemiyordu, burada kalıp ıslanmaya razıydı. Biri kolundan tutup onu lisenin büyük kapısına çekiştirmeye başladı.

"Sabah sabah yağmurun altında niye bekliyorsun? Ölmek istiyorsan biraz daha uğraşmalısın. İnsanlar en son veremden öldüklerinde 1. Dünya Savaşı'nı yaşıyorlardı. Yürü."

  Devrim kafasını çevirmeden, göz ucuyla Evren'e baktı. Gözlüklerin ıslanıyor ya, ondan sevmiyorsun yağmuru.

  Geniş taş merdivenleri çıktılar, koridoru aydınlatan beyaz floresanların çıkardığı rahatsız edici ses dışında bir ses duymadılar. Sınıfa girdiklerinde henüz kimsenin gelmediğini fark ettiler. Devrim, yağmurdan koyu laciverte dönen çantasını sırasının yanına, yere bıraktı. Evren ise gözlüklerini silmekle uğraşıyordu. Siyah gözlerini Devrim'e çevirdi. Gözlüklerini takıp ona bakmaya devam etti. Arkadaşı ıslanınca tam bir sıçana benziyordu. Siyah dalgalı saçları sönüyor ve gerçekten ilginç bir görüntüye sahip oluyordu.

"Saçlarını kabart. Gerçekten çok çirkinsin ha." Devrim ona baktı, hafif bir gülümsemeyle cevap verdi.

"Unutma, çirkin olan sensin. Aslında ikimizde çirkiniz, bunu biliyorsun. Ama en çirkin sensin." Evren güldü.

"Hangi yakışıklı günde 5 saatini bilgisayar oyunlarına harcar? Tahmin ettiğim gibi. Hiçbiri. Gerçekten uğraşacak başka işimiz yok."

Devrim ellerini saçlarına geçirdi. Senin uğraşacak başka işin olmayabilir dostum. Ama benim o kadar uğraşmam gereken sorun var ki!

Aralık kapı açıldı ve içeriye ıslanmış ve üşümüş bir kız girdi. Bu Çağla'ydı. Montunu ve çantasını sırasının üstüne attı.

"Günaydın."dedi, kaloriferin yanına ilişti.

Kahverengi saçları ıslanmıştı, titriyordu. Pencereden dışarıya bakmaya başladı. Çağla, Devrim'le Evren'in çocukluk arkadaşıydı, ama Çağla ikisinden de nefret ediyordu. Evren her sabah onun saçlarını karıştırırdı, Devrim de boynundaki atkısını çekerek onu boğmaya çalışırdı. Çağla onların gerçek hayattaki oyuncağıydı. Kızı ağlatana kadar sinir ederlerdi. Yine de birbirlerinden kopamıyorlardı.

"Günaydın, çirkin ördek."dedi Evren ve öğretmen masasına oturdu.

"Saçıma dokunma."dedi Çağla, uyarırcasına.

"Islakken dolaşmaz."diyerek elini Çağla'nın uzun saçlarına daldırdı. Ama istediği tepkiyi alamayınca elini kafasından çekti.
"Hey, neyin var?"

"Annemle kavga ettim. Bu yüzden buraya otobüsle geldim. Duraktan buraya kadar yürüdüm. Üstelik harçlığımı vermedi."dedi bıkkın bir ifadeyle.

"Eh, buna mı sinirlendin yani? Ben de yolda gelirken taciz ettiler sandım."dedi Devrim. Haksız sayılmazdı, Çağla oldukça güzeldi.

"Bazen beyninin katmanlarının naneli sakızdan oluştuğunu düşünüyorum." dedi.

"Ödevi yaptın değil mi?"dedi Evren. İkiside kafasını salladı. "İyi."diyerek telefonunu çıkardı ve oyun oynamaya başladı.

Oyuna tamamen odaklandığı sırada Çağla koluna vurdu. Küfrederek bağırdı.

"Mal! Senin yüzünden-. Neyse, ne kaybettiğimi söylesem bile anlamayacaksın."

Çağla tekrar ona vurdu. Evren telefonu bırakıp Çağla'nın saçına yapıştı.

"Bir daha vuracak mısın?"

"Evet."

"Güzel." Çağla'nın saçlarını öyle bir karıştırdı ki, kızın kafası kuş yuvasını andırıyordu. Saçlarının arasından Evren'e baktı. Gözleri dolmuştu. Eyvah, sıçtık. Ağlayacak. Ne yaptım ben ya?

Çağla arkasını döndü, sınıftan çıktı. Kızlar tuvaletine girip kapıyı kapattı. Gözlerinden akan yaşları sildi. Saçlarını elleriyle taramaya çalıştı. Saçlarının dipleri acıyordu. Saçlarını biraz düzeltebildiğinde tuvaletten çıktı. Sınıfa gitti. Evren'le Devrim dışında çoğu öğrenci sınıftaydı. Sessizce yerine oturdu, yanında oturan kızla ilgileniyormuş gibi yaptı. Ders başlayacağı sıra, Evren sınıfa girdi. Ciddi bir şekilde yerine, Çağla'nın önüne geçti. Çağla'nın kızgınlığı biraz dinmişti. Öğle arasına girdiklerinde Çağla telefonunu çıkarıp tamamen amaçsız odak oyununu oynamaya başladı.

"Yine mi o oyun? Şu telefonunu bana ver bir günlüğüne, adam akıllı oyun indireyim."dedi Evren. Çağla kaşlarını çattı, telefonunu masaya bıraktı, kollarını göğsünde kavuşturdu. "Küs müyüz?"

"Hayır."

"İyi bari."

"Farkındaysanız öğle tenefüsündeyiz. Yemekhaneye iniyor musunuz?"

Beraber yemekhaneye indiler, yemek sırasına girdiler. Çömez dokuzuncu sınıflar sırada arkadaşlarıyla konuşarak, gülüşerek bazen de itip kakışarak ilerliyorlardı. Devrim zayıf elini saçlarından geçirdi, sessizce insanları izliyordu. Evren'le Çağla bir konu hakkında tartışıyorlardı. Etrafındaki sesleri net algılayamıyor, uğultu olarak duyuyordu. Bu aralar dalgındı.

"Değil mi Devrim?" Çağla'nın sesini duyunca irkildi. Konuyu kaçırmıştı ve ne konuştukları hakkında hiçbir fikri yoktu.

"Ha?"diyebildi. Evren ona böcek görmüş gibi bakıyordu.

"Yürüsen diyorum," dedi Çağla. "Ne düşünüyorsun bu kadar?"

Bilmiyordu. Aslında bu kadar zihnini meşgul eden şey ortadaydı, fakat bunu kabullenmek istemiyordu. Annesi babasını gözlerinin önünde öldürmüştü sadece.

"Ispanak?" Tok sesin geldiği tarafa baktığında aşçı kadını gördü. Yemek almadan devam etti, bir elma ve su aldı.

"Neden yemek yemiyorsun?"dedi Evren Devrim'e bakarak. Omuz silkti, boş buldukları masaya oturdular. Evren'le Devrim konuşmaya başladılar, oyunlar hakkında yorum yapıyorlardı.Çağla, tepsisindeki yoğurda uzandı, kapağını açtı ve yemeye başladı. Seni o okula göndermeye devam edemem! Anladın mı?! Neden çalışmıyorsun? Neden notların düştü? Mazeret dinlemek istemiyorum artık! O okulu burslu kazanmıştın ve şimdiki notlarına bir bak! Biraz ders çalış da, verdiğim harçlığı haketmiş ol!


20 Aralık 2014 Cumartesi

15'e doğru 14'ün best of'ları

Hazır sene biterken tüm sene hangi şarkıları dinlemişim, hangi filmleri izlemişim bir gözden geçireyim dedim ve bunları sizinle de paylaşmak istedim. 

 İlk önce filmden başlayayım, sanırım senenin en acılı, dram filmi The Fault in Our Stars'dı. Bu filmi izleyen en duygusuz insan bile salya sümük ağlayabilir, yaşamı sorgulayabilir, film çıkışı 'Neredeyim ya ben?' diyebilir. Hayır yani, bir filmin ikinci yarısı sürekli mi ağlanır?(👉yazar burada kendinden bahsediyor) Bana oldukça gerçekçi geldi bu film. Sonuçta mutlu son denen şey gerçekte yoktur ve bu nedenle her film mutlu sonla bitmez bitemez. Tek kusuru yazın çıkmasıydı.( Pardon ama, film zaten içinizi çürütüyor hazmedemiyorsunuz , dışarısı da bunaltıcı sıcak her şey üstünüze üstünüze geliyor sanki. Böyle filmleri kışa koyacaksın.) Hikayeleri aşırı trajik. Ama 10 üzerinden 8'i haketti benim için. 
 Şimdi yukarıda dediklerimi boşverin. Arkadaşlar hiç duygulanmamışlar , benim aşırı tepkimmiş o. 
 Aslında senenin başında sinemaya gittim mi, vizyona ne girdi, yaşadım mı bilmiyorum. Evet bazı şeyleri beynim yedeklerken bazılarını tamamen siliyor, bu da ilginç. (Sinemaya gitmediğinden dolayı film izlemedi.)
  Bu sene pek fazla dizi de seyretmedim; American Horror Story ve birkaç anime hariç. Onlarda şunlar; Umineko No Naku Koro Ni, Chibi Vampire Karin vs.
  Yılın şarkılarına gelelim. Şimdi, tabii ki burada size bu sene çıkmış hit şarkıların adını yazacak değilim. Benim bu sene en çok dinlediğim, en sevdiğim şarkıları yazacağım. Liste epey kabarık, dinlemek 4 saatinizi alabilir. 
Sigur rós- Varuo, Brennisteinn, Glosoli, Dautologn
Thirty seconds to mars- End of all days, Revolve
Velvet underground- Venus in furs
Bon iver- For emma, The wolves, Flume, Love more 
Low- Words, Last night I dreamt that somebody loved me, Lullaby(bir ara bu şarkıyı o kadar çok dinlemiştim ki)
Trespassers william- Untitled, Love is blindness, Lie in the sound
Abbie gale- Goodbye sunshine
Angus+julia stone- Devils tears,Big jet plane(oda temizlerken birebir)
Bastille- Pompeii
Coldplay- Trouble
Mooncake- Novorossiysk 1968
Lana del rey- West coast, Shades of cool
Tom odell- Another love, Sense, Long way down
Birdy- Wings, Not about angels
Lykke li- No one ever loved
M83- Wait
Mø- Waste of time
BANKS- Drowning, Goddess
Vocaloid- Meteor
Muse- Madness
Eurythmics- Sweet dreams
Beirut- Nantes, Gulag orkestar, Postcard from italy...
 Liste daha da uzar gider. Bu kadarı kafi. 

Ama tek bir şarkı seçmem gerekirse de, işte budur. Tüm sene içimden bunu mırıldandım. Aşk yaşadım resmen. http://youtu.be/E8Ekec42E98

Eh, yaptığım ve kimseye göndermediğim kartpostalda bir işe yarasın bari diyerek bunu buraya bırakıyorum. Sonra da çöpe gidecek. 

Bu yıl benim için pek akılda kalıcı değildi, birkaç olay dışında. Yaşadığımın farkında değilmişim. Umarım 2015 dolu dolu bir sene olur da 2014'ün açığını kapatır. 
 Hepinize iyi seneler!