Evet ya, düşünüyorum da, insanlar çok kaba. Ayağına basıyor kadın, dönüp bi bir özür bile dilemiyor. Otobüste sen geçmeye çalışırken adam istifini bozmuyor.
İnsanlar kavgacı ruhlu. Herkes her an patlayabilecek durumda. Belki de şehrin asabiliği yansımıştır onlara. Bilemiyorum ama insanlar birbirlerini çiğ çiğ yiyebilecek duruma gelmişler.
İşte bu yüzden toplum itici. Bu yüzden insanlardan nefret ediyorum.
****
Ceylin diye bi kız var, twitterda takip ettiklerimden biri. Kız bir başka konudaki düşüncelerimi mükemmel bir şekilde açıklamış. Yani ben yazsam da buna benzer olacaktı, idare ediverin biraz.
http://tanrimmerhaba.blogspot.com.tr/2015/04/tumblr.html?m=1
25 Nisan 2015 Cumartesi
23 Nisan 2015 Perşembe
tanımsız dünya 3
İnsanlar koşuyorlardı, Devrim'in üstüne doğru. Çok fazla insan vardı, gerçi bu şeylere insan demek çirkinlere bile haksızlık olurdu. Suratları uzun, kırmızı renkteydi saçları yoktu.
Hassiktir, bunlar da neyin nesi?
Evet, bir tanesine dikkatlice bakınca derilerinin soyulmuş olduğunu anladı. Tiksintiyle yüzünü buruşturdu, koşanlar çok yaklaşmışlardı.
Kaç!!!
Arkasını dönüp koşmaya başladı, etrafına bakındı. Etrafta yanık siyah otlar vardı, saklanabileceği hiçbir yapı yoktu. Her yer yanmış, kül olmuştu. Burası geçen gece yanan Bakugi-2'ydi. Bacaklarında hissettiği acıyla inledi, sanki bacaklarını kesmişlerdi. Bacaklarına baktığında şortunun ve bacaklarının kanlar içinde olduğunu gördü, yer yer kemikleri görünüyordu çelimsiz bacaklarında. Korkuyla gözleri büyüdü, çabucak buradan gitmeliydi. Kafasını kaldırıp koştuğu yere baktığında uçurumu gördü. Kaçacağı yer yoktu. Bu zombimsi yaratıklara yem olmaktansa kayalıklı bir denize atlamayı tercih ederdi. Bacaklarının ağrısına aldırmayıp koşmaya devam etti ve uçurumdan atladı.
...
Ruhu bedenine geri dönünce derin bir nefes aldı ve çakralarından yayılan garip sıcaklığı hissetti. Gözlerini açtığında etraf karanlıktı, eliyle yattığı yeri yokladı, kendi yatağındaydı. Nefesini verdiğinde boğazındaki ağrıyı hissetti.
Ölüme az kalmış demek.
Trajikomik.
Komidinin üzerindeki lambayı yaktı, masasındaki bardağını alıp odasından çıktı. Susamıştı. Evde kimse yoktu, mutfağa giderken bir not buldu. Annesindendi.
Devrim, ben gidiyorum, burada kalmam nefretini arttıracak. Üzgünüm.
Annen.
"Siktir git amına koduğumun orospusu! Üzgünmüş!"dedi kağıdı buruştururken.
Zaten abisi de evi terketmişti, babasının öldüğünden bile haberi yoktu. Evde, babasının bahçeye gömdükleri çürümeye başlayan bedeniyle yalnızdı. Kötü hissediyordu. Babası akciğer kanseriydi, kan kusmuştu. Annesi daha fazla dayanamayıp ekmek bıçağıyla kocasının üstüne atlayıp onu defalarca bıçaklamıştı. Bunların hepsini Devrim görmüştü, annesinin üstüne atlamıştı ama annesi onun elinden kurtulup kocasını deşmeye devam etmişti. Üstelik Devrim'in de kolunu çizmişti, Devrim kalkıp engel olamamıştı.
"Alo, Çağla..."dedi düşüncelerinden sıyrılmaya çalışırken.
Çağla'yla konuşmak ona iyi gelecekti, eğer bu olanları Evren'e anlatırsa Evren Suna Teyze'yi polise şikayet ederdi. Ama Çağla korkaktı, böyle bir şeye cüret edemezdi. Sanırım.
"Ne oldu?" dedi Çağla, sesinden uyku akıyordu.
"Beni dinler misin? Moralim bozuk da."
"Yarın dinlerim. Git mastürbasyon falan yap, gecenin bu saatinde nasıl moralini bozdun?"
Mastürbasyon mu? Salak.
"Yarın olmaz.. Çağla,"dedi tereddütle. "Bak çok klasik geliyor ama ölmek istiyorum."
"İntihar mı edeceksin?"
"Bilmem, belki."dediğinde intihar etme olasılığını düşündü.
"Ya intihar edeceksen kesin çözümler bul, uyuyorum şimdi."
Devrim daha fazla saklayamadı.
"Annem babamı öldürdü! Çağla babam öldü!"diye bağırdı telefona. Elini saçlarına geçirdi ve gözlerinin yanmasına izin verdi.
"Ne?!"
"Evet, şimdi de kaçtı orospu. Babam arka bahçede, ölü. Toprağın altında.. Babam yok artık..."diye bağırdı, gözlerinden yaşlar akıyordu. Gözyaşlarını serbest bırakabildiğine bir anlığına şükretti, gözyaşları aktıkça daha da çoğalıyordu sanki.
"Ah... Devrim, ben.. Haluk amca.. Nasıl olur?!"derken Çağla da ağlamaya başladı. Çağla babasız büyüdüğü için Devrim'in babasını çok severdi. Onu baba gibi görürdü.
"Ne yapmalıyım?! Söyle! Yalnız kaldım artık."
Çağla içeriden gelen inleme sesine karşılık, "Gel çabuk, yanıma gel. Tanrım... Hadi gel, giyiniyorum."dedi.
Devrim üstüne montunu geçirip anahtarlarını aldı ve evden çıktı. Gözyaşlarını silip soğuk geceye yürüdü. Çağla'nın evine varana kadar kuru yanakları uyuşmuştu. Çağla apartmanın kapısında bekliyordu, ellerini yüzüne kapamıştı. Çağla'nın kolunu tuttu, Çağla onu görünce kollarını sıkıca ona doladı. Bir müddet sarılıp ağlaştılar. Çağla, şiş suratı ve ıslak yanaklarıyla Devrim'den daha perişan görünüyordu.
"Devrim,"dedi onun saçına dokunurken.
"Deniz bilmiyor bile."dedi, buruk bir sesle. Kolunu Çağla'nın beline doladı.
"Saat kaç?"
"Dörde geliyor."
Gece ne yapılırdı? Geceler uyumak içindi, seks içindi, sarhoş olmak içindi. Bu iki çocuk soğuk gecede nereye gider, ne yapardı? İkisi de bilmiyordu.
Beraber sarı sokak lambalarının altında yürüdüler sabah ezanına kadar. Çağla gecenin ayazında buz kesmişti. Titreyerek Devrim'in zayıf vücuduna ilişti. Devrim kolunu onun omzuna attı, sarı ışıkta turuncuya dönen saçlarını inceledi. Yanlarından geçen sokak köpeği Çağla'yı ürküttü.
"Devrim, Evren'e anlatacak mısın?" Fısıltısı boş sokakta yayıldı.
"Polise gidebilir. Söyleyemem."
"Anlat. Polise gidebilecek kadar deli değil. Bence bir müddet Evren'le kalman iyi olacak. Yalnızlık kötüdür."
"Tamam ya, fazla endişeleniyorsun. İyiyim ben."
"Arkadaşım hakkında endişelenebilirim değil mi?"
Devrim sessiz kaldı. Kimsenin kendisine acımasını istemiyordu. Hem babası teorik olarak ölmemişti, Bakugi-7'de yaşıyordu en son.
Çağla'yı evine bıraktı, aydınlanmaya başlayan sokakta elleri cebinde, yürümeye devam etti. Çağla apartmanın dördüncü katına çıktı, yavaşça anahtarı kapının kilidine soktu, kapı açılınca az bir boşluktan süzülüp içeriye girdi. Kapıyı yavaşça kapattı. Annesinin nefes alıp verişi gayet sakindi, uyuduğundan emin oldu. Montunu vestiyere asıp ses çıkarmadan odasına girdi, kapıyı kapattı. Üstündekilerle beraber yorganın içine girdi ve uyumaya çalıştı. Ama gözleri ağrıyordu, hem de düşünceleri onu bırakmamıştı.
Devrim'in anlatmadığı bir şey var. Gizli tuttuğu.
Ve bu gizli şey Çağla'yı oldukça rahatsız etmişti.
Trajikomik.
Annen.
10 Nisan 2015 Cuma
tanımsız dünya 2
Evet, başlık bulamadım ve ilerleyen bölümlerde akıl karıştırmayı amaçladığım için bu olsun dedim. (Aslında sadece başlık bulamadım, dahiyane akıl oyunları beklemeyin.)
"Çağla 70, Mert 56, Devrim 85, Elif 78, Evren 80..." Nihayet almanca sınavı açıklanmıştı. Teneffüs zili çaldığında Çağla boş gözlerle sıranın üstündeki ödev dağına bakıyordu. Devrim yanına oturunca gözlerini kağıt yığınından ayırdı. Evren'e baktı, manga okuyordu.
"Meine liebchen..."dedi kadın.
Sırtında bir el hissedinceye dek. Kafasını kaldırdı, uyuşmuş elleriyle gözlerini ovuşturdu. Suratı kızarmıştı, masum görünüyordu. Çağla'nın yüzünü görünce kaşlarını çattı. Kesinlikle görmeyi umduğu yüz bu değildi, daha çok şu garip öğretmenlerinden birininkini görmeyi ummuştu. Esnedi. Seslerden teneffüste olduklarını anladı. Sınıfta kimse yoktu.
24 Mart 2015 Salı
tanımsız dünya
Al, dinlersin, yazarken güzel gitmişti. https://youtu.be/VvKjpGP6P5Y
"Neden?"
Devrim'in zihninde tek bir soru hatta sadece tek bir kelime dönüp dolaşıyordu. Karşısındaki tarihi lisenin gotik mimarisine, restorasyona uğramış yeni çatısına sonra da gri bulutlara baktı. Yağmur başlamıştı bile. Sert esen rüzgar yağmur damlalarını yüzüne savuruyordu. İçeri girmek istemiyordu, burada kalıp ıslanmaya razıydı. Biri kolundan tutup onu lisenin büyük kapısına çekiştirmeye başladı.
"Sabah sabah yağmurun altında niye bekliyorsun? Ölmek istiyorsan biraz daha uğraşmalısın. İnsanlar en son veremden öldüklerinde 1. Dünya Savaşı'nı yaşıyorlardı. Yürü."
Devrim kafasını çevirmeden, göz ucuyla Evren'e baktı. Gözlüklerin ıslanıyor ya, ondan sevmiyorsun yağmuru.
Geniş taş merdivenleri çıktılar, koridoru aydınlatan beyaz floresanların çıkardığı rahatsız edici ses dışında bir ses duymadılar. Sınıfa girdiklerinde henüz kimsenin gelmediğini fark ettiler. Devrim, yağmurdan koyu laciverte dönen çantasını sırasının yanına, yere bıraktı. Evren ise gözlüklerini silmekle uğraşıyordu. Siyah gözlerini Devrim'e çevirdi. Gözlüklerini takıp ona bakmaya devam etti. Arkadaşı ıslanınca tam bir sıçana benziyordu. Siyah dalgalı saçları sönüyor ve gerçekten ilginç bir görüntüye sahip oluyordu.
"Saçlarını kabart. Gerçekten çok çirkinsin ha." Devrim ona baktı, hafif bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Unutma, çirkin olan sensin. Aslında ikimizde çirkiniz, bunu biliyorsun. Ama en çirkin sensin." Evren güldü.
"Hangi yakışıklı günde 5 saatini bilgisayar oyunlarına harcar? Tahmin ettiğim gibi. Hiçbiri. Gerçekten uğraşacak başka işimiz yok."
Devrim ellerini saçlarına geçirdi. Senin uğraşacak başka işin olmayabilir dostum. Ama benim o kadar uğraşmam gereken sorun var ki!
Aralık kapı açıldı ve içeriye ıslanmış ve üşümüş bir kız girdi. Bu Çağla'ydı. Montunu ve çantasını sırasının üstüne attı.
"Günaydın."dedi, kaloriferin yanına ilişti.
Kahverengi saçları ıslanmıştı, titriyordu. Pencereden dışarıya bakmaya başladı. Çağla, Devrim'le Evren'in çocukluk arkadaşıydı, ama Çağla ikisinden de nefret ediyordu. Evren her sabah onun saçlarını karıştırırdı, Devrim de boynundaki atkısını çekerek onu boğmaya çalışırdı. Çağla onların gerçek hayattaki oyuncağıydı. Kızı ağlatana kadar sinir ederlerdi. Yine de birbirlerinden kopamıyorlardı.
"Günaydın, çirkin ördek."dedi Evren ve öğretmen masasına oturdu.
"Saçıma dokunma."dedi Çağla, uyarırcasına.
"Islakken dolaşmaz."diyerek elini Çağla'nın uzun saçlarına daldırdı. Ama istediği tepkiyi alamayınca elini kafasından çekti.
"Hey, neyin var?"
"Annemle kavga ettim. Bu yüzden buraya otobüsle geldim. Duraktan buraya kadar yürüdüm. Üstelik harçlığımı vermedi."dedi bıkkın bir ifadeyle.
"Eh, buna mı sinirlendin yani? Ben de yolda gelirken taciz ettiler sandım."dedi Devrim. Haksız sayılmazdı, Çağla oldukça güzeldi.
"Bazen beyninin katmanlarının naneli sakızdan oluştuğunu düşünüyorum." dedi.
"Ödevi yaptın değil mi?"dedi Evren. İkiside kafasını salladı. "İyi."diyerek telefonunu çıkardı ve oyun oynamaya başladı.
Oyuna tamamen odaklandığı sırada Çağla koluna vurdu. Küfrederek bağırdı.
"Mal! Senin yüzünden-. Neyse, ne kaybettiğimi söylesem bile anlamayacaksın."
Çağla tekrar ona vurdu. Evren telefonu bırakıp Çağla'nın saçına yapıştı.
"Bir daha vuracak mısın?"
"Evet."
"Güzel." Çağla'nın saçlarını öyle bir karıştırdı ki, kızın kafası kuş yuvasını andırıyordu. Saçlarının arasından Evren'e baktı. Gözleri dolmuştu. Eyvah, sıçtık. Ağlayacak. Ne yaptım ben ya?
Çağla arkasını döndü, sınıftan çıktı. Kızlar tuvaletine girip kapıyı kapattı. Gözlerinden akan yaşları sildi. Saçlarını elleriyle taramaya çalıştı. Saçlarının dipleri acıyordu. Saçlarını biraz düzeltebildiğinde tuvaletten çıktı. Sınıfa gitti. Evren'le Devrim dışında çoğu öğrenci sınıftaydı. Sessizce yerine oturdu, yanında oturan kızla ilgileniyormuş gibi yaptı. Ders başlayacağı sıra, Evren sınıfa girdi. Ciddi bir şekilde yerine, Çağla'nın önüne geçti. Çağla'nın kızgınlığı biraz dinmişti. Öğle arasına girdiklerinde Çağla telefonunu çıkarıp tamamen amaçsız odak oyununu oynamaya başladı.
"Yine mi o oyun? Şu telefonunu bana ver bir günlüğüne, adam akıllı oyun indireyim."dedi Evren. Çağla kaşlarını çattı, telefonunu masaya bıraktı, kollarını göğsünde kavuşturdu. "Küs müyüz?"
"Hayır."
"İyi bari."
"Farkındaysanız öğle tenefüsündeyiz. Yemekhaneye iniyor musunuz?"
Beraber yemekhaneye indiler, yemek sırasına girdiler. Çömez dokuzuncu sınıflar sırada arkadaşlarıyla konuşarak, gülüşerek bazen de itip kakışarak ilerliyorlardı. Devrim zayıf elini saçlarından geçirdi, sessizce insanları izliyordu. Evren'le Çağla bir konu hakkında tartışıyorlardı. Etrafındaki sesleri net algılayamıyor, uğultu olarak duyuyordu. Bu aralar dalgındı.
"Değil mi Devrim?" Çağla'nın sesini duyunca irkildi. Konuyu kaçırmıştı ve ne konuştukları hakkında hiçbir fikri yoktu.
"Ha?"diyebildi. Evren ona böcek görmüş gibi bakıyordu.
"Yürüsen diyorum," dedi Çağla. "Ne düşünüyorsun bu kadar?"
Bilmiyordu. Aslında bu kadar zihnini meşgul eden şey ortadaydı, fakat bunu kabullenmek istemiyordu. Annesi babasını gözlerinin önünde öldürmüştü sadece.
"Ispanak?" Tok sesin geldiği tarafa baktığında aşçı kadını gördü. Yemek almadan devam etti, bir elma ve su aldı.
"Neden yemek yemiyorsun?"dedi Evren Devrim'e bakarak. Omuz silkti, boş buldukları masaya oturdular. Evren'le Devrim konuşmaya başladılar, oyunlar hakkında yorum yapıyorlardı.Çağla, tepsisindeki yoğurda uzandı, kapağını açtı ve yemeye başladı. Seni o okula göndermeye devam edemem! Anladın mı?! Neden çalışmıyorsun? Neden notların düştü? Mazeret dinlemek istemiyorum artık! O okulu burslu kazanmıştın ve şimdiki notlarına bir bak! Biraz ders çalış da, verdiğim harçlığı haketmiş ol!
20 Aralık 2014 Cumartesi
15'e doğru 14'ün best of'ları
Hazır sene biterken tüm sene hangi şarkıları dinlemişim, hangi filmleri izlemişim bir gözden geçireyim dedim ve bunları sizinle de paylaşmak istedim.
İlk önce filmden başlayayım, sanırım senenin en acılı, dram filmi The Fault in Our Stars'dı. Bu filmi izleyen en duygusuz insan bile salya sümük ağlayabilir, yaşamı sorgulayabilir, film çıkışı 'Neredeyim ya ben?' diyebilir. Hayır yani, bir filmin ikinci yarısı sürekli mi ağlanır?(👉yazar burada kendinden bahsediyor) Bana oldukça gerçekçi geldi bu film. Sonuçta mutlu son denen şey gerçekte yoktur ve bu nedenle her film mutlu sonla bitmez bitemez. Tek kusuru yazın çıkmasıydı.( Pardon ama, film zaten içinizi çürütüyor hazmedemiyorsunuz , dışarısı da bunaltıcı sıcak her şey üstünüze üstünüze geliyor sanki. Böyle filmleri kışa koyacaksın.) Hikayeleri aşırı trajik. Ama 10 üzerinden 8'i haketti benim için.
Şimdi yukarıda dediklerimi boşverin. Arkadaşlar hiç duygulanmamışlar , benim aşırı tepkimmiş o.
Aslında senenin başında sinemaya gittim mi, vizyona ne girdi, yaşadım mı bilmiyorum. Evet bazı şeyleri beynim yedeklerken bazılarını tamamen siliyor, bu da ilginç. (Sinemaya gitmediğinden dolayı film izlemedi.)
Bu sene pek fazla dizi de seyretmedim; American Horror Story ve birkaç anime hariç. Onlarda şunlar; Umineko No Naku Koro Ni, Chibi Vampire Karin vs.
Yılın şarkılarına gelelim. Şimdi, tabii ki burada size bu sene çıkmış hit şarkıların adını yazacak değilim. Benim bu sene en çok dinlediğim, en sevdiğim şarkıları yazacağım. Liste epey kabarık, dinlemek 4 saatinizi alabilir.
Sigur rós- Varuo, Brennisteinn, Glosoli, Dautologn
Thirty seconds to mars- End of all days, Revolve
Velvet underground- Venus in furs
Bon iver- For emma, The wolves, Flume, Love more
Low- Words, Last night I dreamt that somebody loved me, Lullaby(bir ara bu şarkıyı o kadar çok dinlemiştim ki)
Trespassers william- Untitled, Love is blindness, Lie in the sound
Abbie gale- Goodbye sunshine
Angus+julia stone- Devils tears,Big jet plane(oda temizlerken birebir)
Bastille- Pompeii
Coldplay- Trouble
Mooncake- Novorossiysk 1968
Lana del rey- West coast, Shades of cool
Tom odell- Another love, Sense, Long way down
Birdy- Wings, Not about angels
Lykke li- No one ever loved
M83- Wait
Mø- Waste of time
BANKS- Drowning, Goddess
Vocaloid- Meteor
Muse- Madness
Eurythmics- Sweet dreams
Beirut- Nantes, Gulag orkestar, Postcard from italy...
Liste daha da uzar gider. Bu kadarı kafi.
Ama tek bir şarkı seçmem gerekirse de, işte budur. Tüm sene içimden bunu mırıldandım. Aşk yaşadım resmen. http://youtu.be/E8Ekec42E98
Eh, yaptığım ve kimseye göndermediğim kartpostalda bir işe yarasın bari diyerek bunu buraya bırakıyorum. Sonra da çöpe gidecek.
Bu yıl benim için pek akılda kalıcı değildi, birkaç olay dışında. Yaşadığımın farkında değilmişim. Umarım 2015 dolu dolu bir sene olur da 2014'ün açığını kapatır.
Hepinize iyi seneler!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
