Hastanenin kapısından içeri girdiğinde hala kendisiyle çelişiyordu. Doktor randevusuna biraz geç kalmıştı, adımlarını sıklaştırıp asansörü yakaladı. Sayıların yavaşça altıya ulaşmasını izledi. Danışmanın önünden geçip doktorun kapısına geldi, bekleyen bir kadın daha vardı, çok soğuk olmamasına rağmen bere giyinmişti. Doktorun kapısını tıklattı, ses gelmedi. Bereli kadın konuştu.
30 Temmuz 2021 Cuma
5
20 Temmuz 2021 Salı
4
"Hmm..." Ağır ağır kafasını salladı. Savaş'a el salladı. Savaş kapıyı açıp çıktı.
11 Temmuz 2021 Pazar
3
Kemik iliği biyopsisi için saat 10.00'a randevusu vardı, dokuz buçuk civarı hastaneye varmıştı. Önce doktorun olduğu kata çıktı, doktor onu eksi birinci kata gönderdi. Bir müddet bekledikten sonra doktoru onu içeri aldı, işlem çok ağrılı geçmişti, iliği alırlarken içinden bir parçanın çekildiğini hissetti. Kalça kemiğinden aldıkları örneğin sonucu haftaya salı çıkacaktı. Hastaneden çıktıktan sonra evine döndü, ağrıdan dolayı uzunca bir süre yattı, bir ara uyuyup uyandı. Uyandığında saat sekize geliyordu, tüm gün bir şey yememişti, çorba yapmaya karar verdi. Kapı çaldı. Delikten baktığında bir şey göremedi. Kapıyı açtı, karşısında dünkü adam duruyordu. Adam gülümsedi ve "Selam." dedi.
7 Temmuz 2021 Çarşamba
2
"(...) Ama dediğim gibi, hastalığın tam durumunu anlayabilmemiz için MR'la birlikte kemik iliği biyopsisi yapmamız lazım. Umalım ki kemiğe sıçramamış olsun, umudunuzu kaybetmeyin." Hodgkin lenfoma, ileri evre. Güneş başını salladı.
1
3 Şubat 2021 Çarşamba
magic chestnut
1 Eylül 2016 Perşembe
Solitude.
Gereksiz uzun yaz mevsiminin sonunda yalnızlıkla aramdaki ilişkiyi değerlendirdim. Yalnızlığı sevdiğime karar verdim, şaşırtıcı olsa da. Herkes benim ilgi manyağı olduğumu düşündü, bu algıyı değiştirmek için kılımı bile kıpırdatmadım. Çünkü ilgi istemediğimi düşünürlerse gideceklerinden korktum. Ama ilgi manyağı olduğumu düşündükleri için gittiler. Yanılmışım o zaman. Neyse işte. Solitude is bliss.
20 Ocak 2016 Çarşamba
Garip yaratıklar, öyle değil mi? Öğreniyorlar, gelişiyorlar, arada takıldıkları, tökezledikleri oluyor. Ve eninde sonunda yok oluyorlar. Her gün bir amaç uğruna çırpınan bu canlıların yaşamları o kadar da garip değilmiş, şimdi bir baktım da.
Peki dünya ne? Ne için yaşıyoruz?
Bazılarına göre bu dünya "öteki dünyaya gitmek" için girilmesi gereken bir sınav. Öyle insanlar gördüm ki, dinlerden nefret eder oldum. Muhammed aşığı insanların nasıl fikirlerini empoze etmeye çalıştıklarını arkama yaslanıp izledim. Benim için kalitesiz birer skeçten farksızdı. Hiçbiri de beni birazcık eğlendiremedi. "Peygamber Efendimiz cennette bize kendi elleriyle şarap sunacak, alkol yok tabi olum içinde, biz de onu içince hiç susamayacağız, 100 tane cariyemiz olacak.." Bunu söyleyen çocuk 15 yaşında. Bu çocuğun böyle şeyleri düşünmek için yaşı biraz küçük değil mi? Ne bileyim, serviste ayetler okuması falan?
Sırf insanlar fikirlerini empoze etmesinler diye çevremdeki insanlara deist olduğumu söylemedim. En nefret ettiğim şeylerden biri kendi fikirlerim yüzünden yargılanmaktır. Tamam herkes birbirlerinin fikirlerine saygı gösterecek değil ama işte ben saygı gösterebiliyorsam sen de susmayı bileceksin.
Bazılarına göre ise bu dünya yaşamımızın başlangıç ve bitiş yeri. Bir nevi hapishane. Ya da savaş alanı. İnsanların ırk, din, mezhep, cinsiyet uğruna birbirlerini katlettikleri bok çukurundan başka bir yer değil. "Çabalarsak , dünya barışı için el ele verirsek hiç savaşlar olmaz." gibi bir fikre inanmıyorum da. Çünkü insanların özü gerçekten de cinsellik ve saldırganlık üzerine kurulu. Aslında, gerçekten de insanlığın tüm varoluş sebebi üremek. Yeni nesilleri yaratmak. Kendimizi bazen çok önemliymiş gibi hissetsek de, asıl olan bu.
27 Kasım 2015 Cuma
Hikayemsi.
Üşüyordum.
Kalın bir mantoya bürünmüş olmama rağmen soğuktan titriyordum. Buz gibi bir bankta oturuyordum, yüzüme çarpan soğuk sert rüzgar, saçlarımın arasından süzülüp boynuma işliyordu. Kurşuni denize baktım bir süre, kıyıya çarpan dalgaların kayaları ıslatışını izledim. Islandıkça rengi siyaha dönen koyu gri kayalar, bir cesedin vurabileceği en güzel sahil şeridiydi fikrimce. Oldum olası kumdan nefret etmişimdir.
Güneş yavaş yavaş yükseliyor, arkamda kaldığı için dönüp bakmıyorum. Sabah koşusuna çıkmış bir adam önümden koşarak geçiyor. Yaşlı bir evsiz on metre ötede, ağacın dibinde oturuyor. Elinde gazete kağıdına sarılmış bir içki şişesi var, bir ara bana bakıyor. Bakışları çok karanlık olduğundan gözlerimi dalgalara dikiyorum.
Koşan adam ikinci turuna başladığında oturduğum banktan kalktım. Ellerimi ceplerime soktum. Yürürken ellerimi cebimde tutmayı severdim; hem ellerim devinimsizce salınmıyor, hem de üşümüyorlardı. Evime yürüdüm. Burnum ve ağzım üşümekten uyuşmuş gibiydi. Eve girdiğimde beni evimin ılık havası karşıladı. Mantomu çıkarıp salona gittim. Kitaplarımı topladım, çantama soktum. Servis korna çalınca mantomu geri giyindim ve aşağıya indim.
18 Ağustos 2015 Salı
tanımsız dünyanın tanımı.
Hadii , buna heves demeyelim. Şuna benzetebiliriz, şehirlerarası bir otobüste bir yolcuya aşık olmak. Otobüse binersiniz, o kişiyi görürsünüz, yol boyunca ara sıra o kişiye bakarsınız ama otobüsten indiğinizde adını bile bilmediğiniz kişiyi unutursunuz. Taa ki, tekrar otobüse binene kadar. Gelip geçici, ama geçen süre içinde size yaşadığınızı anımsatan şeylerden biridir de.
Ha, Tanımsız Dünya diye adlandırdığım hikaye, düşündüğümden farklı yerlere saptı. Benim amacım, ergenlerin boktan hikayelerini anlatmak değildi, son yazdığım bölüm çok daha kötü olunca buraya koymadım. Yaz boyunca, astral seyahat ve paralel evrenler hakkında çok şey bilmediğimi de fark ettim. Kim bilir, belki aynı karakterlerle tekrar baştan başlarım yazmaya ama bir süre sonra.
En kötü ihtimal, Tanımsız Dünya'yı komple hayatımdan çıkarabilirim de. Yazmayı bırakmam ama, burası zamanla unutulur.
Peki, Tanımsız Dünya neydi?
"korku belirli bir şeye yönelmiştir, nesneye bağlıdır. kaygı ise hep belirsizdir, herhangi bir yönetimi olan bir duygu değil, nesnesi olmayan ruhsal bir durumdur."
Kaygıydı.
https://youtu.be/G8lOkgyPcaU
Görüşmek dileğiyle.
8 Temmuz 2015 Çarşamba
Tanımsız Dünya 6
Kapıdan çıktıklarında Emre merdivenlere yöneldi. Çağla sessizce asansörü bekliyordu.
1 Temmuz 2015 Çarşamba
Eğer tanrı olsaydım...
Sonraa, ben big bang'e inanıyorum fakat tanrıyım ve dünyayı yaratacağım, öyle ortası lavmış, çekirdekmiş, gerek yok öyle şeylere. Bilime saygımız sonsuz. Karanlık madde tarzı bir şeyden oluşurdu içi, dışı yine şu anki dünya gibi kabuk olurdu. Mesela 5 krallık olsundu, her biri eşit miktarda dağlık alan, ormanlık alan ve nehire sahip olurdu.
Cennet veya cehennem olmazdı. İnsan ömrü daha uzun olurdu, ve tanrıyım ya hani, hiçbiri yaşlanmazdı. Peygamber yaratmazdım, bu peygamberler bence o dönemin en nefret toplayan insanı olmuştur. Tüm insanlara dünyanın kurallarını onlar dünyaya gitmeden önce öğretirdim.
-Ee tanrı bozması, nerede öğütleyeceksin kullarını?
Bunu sormanı bekliyordum. Hiçlikte. Gökte veya yerde değil. Hiçlik. İnsanın üretildiği yer de diyebiliriz. Ne renk hayal ederseniz. Fullmetal alchemist brotherhood'ta beyazdı. Eh görüntüm olmazdı.
Ya da bir tahtta falan oturan İsis tarzı bir tanrıça olurdum. Ama yine hiçlikte. Bizde melek değil, kahya var. "Aman kızım, bak melekler evimize gelmez sonra." işte benim sahip olduğum gücün %10'una da kahyam sahip olurdu ve tüm işlerimi hallederdi.
Evlatlarım, dinime update gelecek, ama tanrı şimdi biraz uyuyacak.
update:
Şöyle bir şey oldu, tanrının anası odaya pat diye girdi ve kargonun durumunu öğrenmek için ekranı incelemeye başladı ve tanrı bu minik ütopyasında yapmak istediklerini kaydedemeden ekranı kapatmak zorunda kaldı. Tanrı çok yorgun evlatlar. Yazdıklarımı hatırlamıyorum, ama tekrar yazacağım.
İnsanlar eşit olacak demiş miydim? Kullarımı, IQ açısından eşit yaratacağım. Böylelikle aralarında daha fazla rekabet olacak. Kim beynini daha çok geliştirirse o hatırlanacak.
Herkese cinsellik özgürlüğü veriyorum. He bu arada ahlak kuralları diye de bir şey olmayacak. isterseniz çıplak gezin, cehennem yok dedim ya.
Şimdi, benim insanlarım çok iyi birer birey olacak dersem, büyük bok yemiş olurum. Tabii ki de kötüleri de olacak.Her kim tanrı olursa olsun, değişmeyecek yegane şey budur. Herkes iyi biri olursa, kimse öldürülmez, kimse intihar etmez ve bu, etik değil. Kimse ölmezse, yenileri de doğmaz. Yani siz küçük beyinli insan bozmaları, hepinizin içinde kötülük maddesi bulunacak. Evet, madde. Kim bilir belki bu kötülük sizi hırslandırıp başarılı olmanızı, sonra çuvallayıp açlıktan ölmenizi sağlayacaktır.
Hala iyi biri olmak mümkün.

