20 Ocak 2016 Çarşamba

 İnsanlar.

  Garip yaratıklar, öyle değil mi? Öğreniyorlar, gelişiyorlar, arada takıldıkları, tökezledikleri oluyor. Ve eninde sonunda yok oluyorlar. Her gün bir amaç uğruna çırpınan bu canlıların yaşamları o kadar da garip değilmiş, şimdi bir baktım da.

  Peki dünya ne? Ne için yaşıyoruz?
 
 Bazılarına göre bu dünya "öteki dünyaya gitmek" için girilmesi gereken bir sınav. Öyle insanlar gördüm ki, dinlerden nefret eder oldum. Muhammed aşığı insanların nasıl fikirlerini empoze etmeye çalıştıklarını arkama yaslanıp izledim. Benim için kalitesiz birer skeçten farksızdı. Hiçbiri de beni birazcık eğlendiremedi. "Peygamber Efendimiz cennette bize kendi elleriyle şarap sunacak, alkol yok tabi olum içinde, biz de onu içince hiç susamayacağız, 100 tane cariyemiz olacak.." Bunu söyleyen çocuk 15 yaşında. Bu çocuğun böyle şeyleri düşünmek için yaşı biraz küçük değil mi? Ne bileyim, serviste ayetler okuması falan?
 Sırf insanlar fikirlerini empoze etmesinler diye çevremdeki insanlara deist olduğumu söylemedim. En nefret ettiğim şeylerden biri kendi fikirlerim yüzünden yargılanmaktır. Tamam herkes birbirlerinin fikirlerine saygı gösterecek değil ama işte ben saygı gösterebiliyorsam sen de susmayı bileceksin.

 Bazılarına göre ise bu dünya yaşamımızın başlangıç ve bitiş yeri. Bir nevi hapishane. Ya da savaş alanı. İnsanların ırk, din, mezhep, cinsiyet uğruna birbirlerini katlettikleri bok çukurundan başka bir yer değil. "Çabalarsak , dünya barışı için el ele verirsek hiç savaşlar olmaz." gibi bir fikre inanmıyorum da. Çünkü insanların özü gerçekten de cinsellik ve saldırganlık üzerine kurulu. Aslında, gerçekten de insanlığın tüm varoluş sebebi üremek. Yeni nesilleri yaratmak. Kendimizi bazen çok önemliymiş gibi hissetsek de, asıl olan bu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder