8 Temmuz 2015 Çarşamba

Tanımsız Dünya 6

Çağla hafif ıslak, kurumaya yüz tutmuş kaldırım taşlarını izleyerek yürüyordu. Issız bir sokaktan geçiyordu, camlardan sarkan kadınlar, apartman girişinde, merdivenlerde oturan, sigarasını tüttüren insanlar görmeyi bekliyordu, ama kimse yoktu. Sokak bomboştu. Gözlerini pencerelerden alıp yere dikti, kedi veya herhangi bir canlı aradı, yoktu. Gökyüzüne baktı, gri bulutlar apartmanların çatılarına çok yakın duruyordu. Sokağın aynı zamanda oldukça sessiz olduğunu fark etti. Çığlık çığlığa bir sessizlik. Bu sessizlikten kaçabilmek için sağ cebini yokladı, kulaklığı yoktu. Sessizlik o kadar rahatsız ediciydi ki, ellerini kulaklarına bastırdı. Sokak çok uzundu, sokağın çıkışına doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Nereye gideceğini unutmuştu, sola döndü. Neyse ki bu sokakta bir insan vardı. Tam önünde yürüyen adamın kıyafetinden ve yavaş yürümesinden onun bir ihtiyar olduğunu anladı. İhtiyar çok yavaştı, kaldırımdan indi, ihtiyarı solladı.  Kafasını kaldırdığında sessizlik yerini monoton bir gürültüye bıraktı. Araba seslerini, sokağın başından gelen eskicinin o garip, ne dediği anlaşılmayan bağırışını duydu. Kafasını geriye çevirdiğinde sesler yok oldu.

Halüsinasyon bu... değil mi? Ya da yanılsama.

Telefonunu çıkardı, Evren'in attığı mesajı okumadı, rehbere girdi, adları karıştırdı. Annesine söyleyemezdi, az önce Devrim'le de küsmüştü, arayabileceği kimse yoktu. Telefonunu cebine koydu. Hem ne diyecekti? Alo, ben halüsinasyon görüyorum, delirecek gibiyim. Hayır, böyle bir şey diyemezdi. Sessizce yürümeye devam etti. Tramvay durağına kadar yürüdü, Beyoğlu'nda indi. En sevdiği kitapçıya girdi, kitap raflarını inceledi. Şu aralar herkesin elinde gördüğü kitabı, tam karşısında çok satanlar bölümünün raflarında görmüştü. Kitabın üstünde de Paul Arden'in en çok satan kitabı olduğu yazıyordu. Umarım almama değer.

Kasaya ilerledi, siyah-yeşil saçlı genç kıza elindeki kitapları verdi. Kasiyer, koyu mor bir ruj sürmüştü, dudağında, kulağının her yerinde ve burnunda piercing vardı. Kulağındaki tünelden duvar gözüküyordu. Yarım kollu tişörtünden gözüken dövmeler ilgi çekiciydi. Gotik olmaya çalışırken emo olmuş bir hali vardı kızın. Gözlerinin altı da oldukça koyuydu.

"43 lira."

Çağla cüzdanını çıkarıp parayı kasiyere uzattı, para üstünü cüzdanına rastgele attı, kitaplarla dışarı çıktı. Beyoğlu'nu avucunun içi gibi bilirdi, arka sokaklardan dolanarak evine yürüdü. Evine girdiğinde evin kokusu karşıladı onu. Elindeki poşeti odasına bıraktı, mutfağa gidip bir kase cipsle odasına döndü, bilgisayarını açtı, favori dizisinin son yayınlanan bölümünü izlemeye koyuldu. Bölüm bitince yatağına uzandı. Tavandaki küçük yıldızlara baktı. Hava henüz karardığı için neon yıldızlar belli belirsiz görünüyordu. Ana kapının açılma sesini duydu. Annesi gelmişti. Yataktan kalktı, hole yürüdü.

"Hoşgeldin. "

"Hoşbulduk, dışarıdakileri al." Çağla kapının önündeki market poşetlerini içeriye alıp kapıyı kapattı. Poşetleri karıştırdı, en sevdiği atıştırmalık olan bebek bisküvisini açıp yemeye başladı.

"Bırak şimdi onu yemeyi, gel yanıma, konuşmalıyız Çağla." dedi, sesi yorgun geliyordu.

"Ne oldu anne?"

"Ailemiz hakkında. Metin'in bir oğlu var, biliyorsun. Nikahta tanışmıştın hani."

"Yani? Burada mı yaşamak istiyor? Üzgünüm ama, bu evde bir oda daha yok."

"Dinler misin beni kızım? Sanırım bizi tanımak istiyor. Metin'le yeni bir ev bakıyoruz, bulduğumuzda taşınacağız. Dubleks düşünmüştük, sana en güzel odayı ayıracağız."dedi, telefonunu çıkardı.

"Ben bu konumdan memnunum. Hem okuluma fazla uzak değil. Ben burayı seviyorum."

"Çağla. Kadıköy'de ev bakıyoruz. Ayrıca çok güzel yerler var orada da. Her zaman Kadıköy'de yaşamayı isterdin."

Çağla sıkıntıyla nefesini verdi.

"Peki. Güzel ve büyük bir ev olsun o zaman. Ve çatı katı benim olur."dedi, oturduğu yerden kalktı.

"Tamam, huysuzluk etmediğin için teşekkür ederim. "

"Şu an huysuzum zaten. Acıktım ben, Metin abi ne zaman gelecek?"

"Gelirler birazdan."

Düz sarı saçlarını topladı ve Çağla'yı es geçip banyoya girdi. Çağla poşettekileri dolaplara yerleştirdi, annesi mutfağa dönünce odasına yöneldi.

"Gelirler derken?"

"Emre de gelecek."

"Kolay gelsin."diye bağırdı ve odasına gitti. Annesi peşinden gelip ellerini beline koydu, başına dikildi.

"Çağla, neden benim mutluluğumun içine etmek istiyorsun? Annenim ben senin, bana neden böyle davranıyorsun?"

Çağla yatağından kalktı ve annesinden önce mutfağa girdi. Tabakları kucaklayıp salondaki yemek masasına koydu. Masanın üzerindeki dantelli örtüyü kaldırdı, tabaklarla uyumlu krem rengi masa örtüsünü serdi. Dikdörtgen yeşil renkteki amerikan servisleri dizdi. Sofrayı kurduktan sonra mutfağa gitti, salatayı yapmaya koyuldu.

"Üzerine düzgün bir şeyler giyin."

Çağla annesinin buyruğu üzerine odasına gitti, kot pantolonunun üzerine siyah gömleğini giyindi, ayaklarına da siyah ayakkabılarını giyindi.

"Nasıl anneciğim?"dedi ukala bir tavırla.

"İyi. Senden elbise giyinmeni falan beklemiyordum zaten." dedi, yemeği masanın üzerine koydu. Talya kendine çeki düzen vermek için odasına gittiğinde zil çaldı.

"Kibar ol, lütfen."diye seslendi annesi. 

En nefret ettiği işlerden biri de misafiri kapıda karşılamaktı, misafire göre değişen bir durumdu bu. Kapıyı açtı, asansör kapısının açılmasını bekledi. Eliyle saçlarını yokladı. Önce Metin gözüktü, sıcakkanlı gülümsemesiyle Çağla'ya baktı.

"Hoşgeldin Metin abi." dedi gülümseyerek. 

"Hoşbulduk canım, bugün bir misafirimiz var. Oğlum, Emre."

Emre babasının içeriye girmesini beklerken Çağla'yı garip bir şekilde inceledi, elinde tuttuğu pastane poşetini soğuk bir tavırla Çağla'ya uzattı. Çağla poşeti aldı, girişteki sehpanın üzerine koydu.

"Hoşgeldin."dedi Emre'nin tersleyemeyeceği kadar ciddi bir sesle.

"Hoşbulduk." 

Çağla kapıyı kapatıp getirdikleri tatlıyı, misafir yemeğe çağrıldıysa mutlaka tatlısını alıp gelirdi, mutfağa götürdü, kutuyu buzdolabına koydu. Tüm geceyi mutfakta geçirmeyi tercih ederdi, Metin çok iyi biriydi aslında, oğlunun da sıcakkanlı biri olması gerekmez miydi? Annesinin çabuk gelmesini ümit ederek salona gitti. Metin'le Emre üçlü koltukta oturuyordu. Onlara biraz uzak bir koltuğa oturdu.

"Nasılsın Çağla?"dedi Metin.

"İyiyim, teşekkürler. Sen nasılsın?"

"İyiyim bende." 

Çağla Emre'yi inceliyordu, siyah, düz saçları, ifadesiz tutmaya çalıştığı suratıyla bir bütünlük oluşturmuştu. Gözleri siyahtı, giyindiği kot ve gömlek de. Çağla'nın dikkati Emre'nin ellerine yöneldi, parmakları olması gerekenden daha ince ve uzundu, birkaç tırnağı çok uzundu, yani gitar çalıyordu. Elektro gitar çalıyordur kesin. Şunun havalarına bir bak, gitarist falan mı acaba bir grupta? 

"Hoşgeldiniz." Talya mükemmel bir şekilde geri dönmüştü. Çağla annesine bu konuda hayrandı, her ne olursa olsun Talya biraz süslenince mükemmel olabiliyordu.

"Hoşgeldin Emre, nikahta pek konuşamamıştık."dedi ve gülümsemeyle onlara yaklaştı, Emre'ye hafifçe sarıldı. Metin'in de yanağına bir öpücük kondurdu. Vay, demek ben olmasam dahi güzel bir aile oluşturabilirler. Emre'nin suratında zoraki bir gülümseme oluştu.

"Hadi buyrun sofraya."dedi Talya.

Çağla her zamanki yerine oturdu, yanına Emre oturunca rahatsızca yerinde kıpırdandı. Çocuktan resmen siyah dumanlar çıkıyor, diye düşündü. Gerçi tanımadığı birinin karşısında oturmasını da istemezdi, yemek yeme tarzı biraz değişikti. Ağzında ekmek varken salatadan da yemesi buna örnek verilebilirdi. Sessizce annesinin çorbaları koymasını bekledi. Göz ucuyla Emre'ye baktı. Zayıf bir vücudu vardı, kolundaki dövme gözünden kaçmadı. Bir kılıç ve etrafını saran kurdele dövmesi. Kurdelenin üzerinde Çince veya Japonca bir şeyler yazıyordu. Kılıcın yarısı gözüküyordu sadece, ama güzel ve incelikli bir dövme olduğu belliydi. Çağla gözlerini mercimek çorbasına dikti. Annesinin masaya oturmasını ve Metin'in yemeğe başlamasını bekledi. Eliyle buyrun dercesine bir hareket yaptı Metin ve çorbayı içmeye koyuldu. Yemek boyunca sessizdiler, Emre arada bir Çağla'ya ve Talya'ya bakıyordu. Çağla ara sıra boş tabakları mutfağa götürmek için yerinden kalkıyor, geri geliyordu. Tatlıları yerken Metin konuştu.

"Emre motorsiklet kullanmaya bayılır. İsterseniz biraz gezebilirsiniz."

Talya kocasına baktı sonra gülümsedi, ardından da konuştu.

"Evet ama fazla hız yapmamak kaydıyla."

Emre güldü, arkasına yaslandı.

"Bilmem, Çağla, gelmek ister misin?" Çağla gitmek zorunda olmadığını düşündü, annesinin meraklı bakışlarıyla karşılaşana kadar da bu teklifi reddedecekti.

"Fark etmez."

Ne yapıyorum ben?

"İyi, gidelim."dedi Emre, sandalyesinden kalktı, Çağla'nın geçmesini bekledi. Talya bir kez daha dikkatli olmalarını söyledi. Emre ikna edicibir yüz ifadesiyle Talya'yı susturdu.

Kapıdan çıktıklarında Emre merdivenlere yöneldi. Çağla sessizce asansörü bekliyordu. 

"Asansörü çağırdım." Emre ellerini ceplerine soktu, Çağla'nın yanında asansörün gelmesini bekledi.

"Kaç yaşındasın? "dedi Emre'ye bakarak.

"23. Boğaziçi Üniversitesi'nde bilgisayar mühendisliği okudum . "

Çağla somut bir nefretle Emre'ye baktı.

"Boğaziçi mi? İnek değilsin, nasıl orayı kazandın?"

"Hep ineklerin iyi yerlere geldiğini düşünüyorsan yanılıyorsun. İyi bir çalışma, iyi öğretmenler ve hırs sayesinde kazandım. Ama şu an çalışmıyorum."

"Neden?"

"Yüksek lisans yapacağım."

Asansöre bindiler, Çağla karşısında duran bu adamın insan olup olmadığından şüphe etti.

"Sen peki?"dediğinde kafasını yere eğdi.

"18 yaşındayım, Alman Lisesi'nde okuyorum."

Otoparka indiklerinde Çağla onun önden gitmesini tercih etti. Karanlıktan korkuyordu, fotoselli lambalar ikide bir sönüp duruyordu. Garip bir gürültü gelince arkasına bakındı.

"Su deposu, ödlek."

"Ne?"

"Sular kesildi herhalde, su deposunun sesi o."

Siyah motorsikletin yanına geldiklerinde Çağla şaşkınlıkla motoru inceledi. Çok güzel! Ama yine de çok riskli bir şey.

Motorsikletin yanındaki gri araba Metin'indi. Emre cebinden anahtar çıkarttı, babasının arabasından kaskları aldı.

"Daha önce motora bindin mi?"

Çağla kafasını hayır anlamında salladı. Emre gözlerini devirdi, kaskı Çağla'nın kafasına geçirdi ve bağladı. Motora bindiler, otoparktan çıkana kadar konuşmadılar.

"Sıkı tutun."



not: Hani geçenlerde ana karakter kesinlikle Çağla değil demiştim ya, hala değil ama yine de önceki bölümlerdeki o tatlı kızın aslında ürkütücü demeyelim de, garip dünyasını göstermek için böyle bir bölüm yazıverdim. Şu akşam yemeğinden sonraki kısmı düşüncelerimle yazdığımı sanmıyorum. Bu bölümü uzatmak için fazla kastım gibi geldi bana. Neyse, bakalım ileride ne olacak? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder