24 Haziran 2015 Çarşamba

Tanımsız dünya 5

"Neden daha önce anlatmadın?"dedi Evren, gözlüklerinin ardından korkuyla Devrim'e bakıyordu.

Ölüm gibi somut bir acı, içindeki tanımadığı ruhtan daha beter bir durumdu. Çağla da bağdaş kurmuş, elindeki yaprağı küçük parçalara ayırıyordu, hiç ses çıkarmamıştı oturduklarından beri. Devrim'in bu konuyu Evren'e anlatması onun üstündeki gerginliği biraz azaltmıştı. Çünkü Devrim'in sürekli ondan bir çözüm beklediğini düşünüyordu. Halbuki Devrim bu konuda hiçbir şey yapmak istemiyordu.

"Polise şikayet edebileceğinden şüphelendim."

"Salak."

Evren Haluk'u severdi. Haluk kanser olmadan önce, Evren'i ve Devrim'i pazarları Çatalca yakınlarındaki yazlık eve götürürdü, bu çok sık olmazdı, kışın gitmezlerdi. Ayrıca geçen yaz Evren bir ay onların yazlığında kalmıştı. Haluk Bey, eskiden avukattı, kanser tanısı konunca işi bırakmıştı. Akciğer kanseri olduğu ortaya çıktığında Deniz henüz anarşist bir kişiliğe bürünmemişti. Aile bozulmamıştı, Suna Hanım henüz eşini aldatmamıştı. Annesinin babasını aldattığını öğrenen tek kişi oydu. Ya da öyle olduğunu zannediyordu, çünkü Haluk Bey Devrim'den önce dahi bu çirkin olayı biliyordu. Akciğerlerindeki kanser, yemek borusuna sıçramıştı, hiçbir şekilde tedaviye cevap vermiyordu. Huzurlu ölmesi için evine göndermişlerdi. Son hafta bir paket sigara bitirmişti. Son sigarasını ölmeden önceki sabah içmişti.  

"Haluk amcaya poğaça yapacaktım. Yemek yapmayı bilmediğim için dalga geçmişti benimle. Ben de ona söz vermiştim, ama o yiyemedi."

Çağla sona doğru kısılan hatta yok olan bir sesle bunları söyledi. Başı öne eğikti, sesinin kırılıp yumuşaması ağladığını gösteriyordu. 

"Çağla, sus." Evren'i dinlemedi.

"Poğaça yapabiliyorum artık, ama o yiyemeyecek."

"Çağla, yeter."dedi Devrim. Ama Çağla zırıl zırıl ağlamaya başlayınca sinirleri tepesine çıktı. "Çağla! Sinirlerimi bozuyorsun! Ölen benim babam, senin değil!"

Çağla kafasını kaldırıp bulanık gözlerle ona baktı.

"Evet, senin baban! Aa, ne kadar ilginç, ölmüş babasının ardından ağlamayan gururlu çocuk."

"Hey! Kesin şunu! Çağla sus. Devrim bırak sende." Devrim sinirle Çağla'ya bakıyordu.

"Çağla, böyle yapacaksan git."dedi Devrim.  Çağla sessizleşip gözlerini ovuşturdu.

"Tamam, gideyim o zaman."

Devrim keyifsizce gülümsedi, cevap verdi.

"Siktir git Çağla. "

"Ne?"

"Hey, hey gençler, sakinleşin."

"Evren, siktirip gitmemi istiyor, üzgünüm ama burada daha fazla duramam."dedi Çağla ve çantasını alıp masadan kalktı. Hızlı adımlarla uzaklaştı.

"N'aptın be oğlum? "dedi Evren.

"Kendisi kaşındı. Sessizce otursaydı, olmaz mıydı? Kalk gidelim." Devrim banktan kalktı, Çağla'nın gittiği yönün tam tersi yönde ilerliyordu. Cebinden bir paket çıkardı, bir sigarayı çekip paketi cebine koydu, sigarasını yaktı. Evren göz ucuyla onu izliyordu.

"Sigara içmezdin sen."

"2 yıldır içiyorum desem?"

Evren kaşlarını çattı. Hiç sigara içeceğini düşünmezdi Devrim'in.

"Peki."

"Neden kızmadın?"

"Kızılacak bir durum değil bu, bir tercih. Tercihlerine karışmam doğru olmaz."

"Vay be, çok etkileyici oldu bu, hemen bırakıyorum sigarayı."

Evren güldü, çalan telefonuna cevap verdi.

"Alo? Efendim, anne...-Hayır, hayır sakın masama dokunma!...Nasıl toplarsın?!... Neden!?... Eve gelince görüşürüz. "dedi ve sinirle kapattı. Devrim sigara dumanını havaya savurdu ve Evren'e baktı.

"Hande teyzeye neden bağırıyorsun? Ben o kadar iyi bir anne daha tanımadım. Hem, ana kuzusu biri için fazla dik başlı davranıyorsun."

"Odamı karıştırıyor."

"Ne o, bembeyaz oldun, uyuşturucu falan mı kullanıyorsun?" dedi, sigarasını çöp kutusunun kenarında söndürdü, çöpe attı.

"Hayır, önemli belgeler vardı, çabuk gidelim."

Vapura binip karşıya geçtiler, sonra da dolmuşa bindiler. Kızıltoprak'ta inip yürüdüler, en sonunda Evren'in evine vardılar. 6. kata çıktılar, Evren zile bastı, kapıyı annesi açtı.

"Ah erken geldin demek? Akmar'a gitmeyecek miydin? Hoşgeldin Devrim,  geçin."dedi, montlarını aldı.

"Nasılsın, Hande teyze?"

"İyiyim Devrimcim, sen nasılsın? Haluk Bey, Suna nasıl?"

"Teşekkürler, onlarda iyiler, annem babamla ilgileniyor, biliyorsunuz."

Evren'in odasına çıktılar. Evren deli gibi bir şeyler arıyordu.

"Burada duran kağıtlar vardı anne, nereye koydun?"

"Çöp gibi duruyordu, çöpe attım." Devrim göz ucuyla Evren'e baktı. Evren'in çıldırmasına çok az kalmıştı.

"Hangi çöp?"

"Mutfaktaki. Önemli miydi onlar?"

Evren merdivenleri inanılmaz bir hızla indi, mutfağa ilerledi, kağıt-cam-ev diye ayrılmış çöp kutularından kağıdı yerinden çıkardı, mutfağın zeminine oturdu ve kağıtları karıştırmaya başladı. Buruşuk, karalanmış kağıtları yanında biriktiriyordu.

"Oğlum madem önemliydi neden dosyaya koymadın? Çok dağınıksın Evren, kulaklığını yatağının altından çıkardım."

Evren gözlüklerinin üstünden annesine baktı.

"Sakın kulaklığını yıkadım deme bana. "

"Sildim, çekmecene koydum."

Devrim Evren'in yerinde olduğunu düşündü bir anlığına. Bu fikir onu mutlu etti. Annesiyle didişmek istiyordu. Evren kağıtları alıp odasına geri döndü. Devrim de onun peşinden gitti, bir süre Evren'in buruşuk kağıtlardaki bilgileri temiz bir kağıda geçirmesini izledi. İşi bitince buruşuk kağıtları çöpe attı.

"Ne bunlar?"

"Şu an ne olduklarının bir önemi yok. Ama zamanı gelince anlatacağım."dedi Evren,  kapıyı işaret etti.

Devrim kapıyı kapattı, Evren'in geniş berjerine kuruldu.

"Peki, ne hakkında bunlar?"

"Imm, din? Hayır, ölüler. Aslında hiçbir şey hakkında. Sadece araştırma."

"Tamam, ilgilenmiyorum. Açıklayamadığın şey benim ilgi alanıma girmez."

Evren elindeki kalemi düşürene kadar çevirdi, bir müddet kitaplığını seyretti ve sonunda konuştu.

"Sana bir şey anlatmadım. Bak, şu yaşıma kadar neredeyse her konuyu sana açtım, ama bunu açmadım. Aslında konuşmamam gerek." Devrim onun gözlüğünü bıkkınlıkla ittirmesini seyretti.

"Biliyorsun, anlatacak kimsem yok."

"Biliyorum, iyi dinle, bir daha anlatmam. Erm, şimdi. Yaklaşık 1 ay önce oldu bu olay. Ben bir gece çok kötü hissettim. Hani annem iş için İsviçre'ye gitmişti, babam da izin alıp onunla gitmişti. O haftasonu ben kötü şeyler yaptım. Uyuşturucu kullandım ve sonra içip sarhoş oldum.-"

"Evren, uyuşturucuyu nereden buldun?"

"Baran'dan, hani şu serseri olan."

"Ne bok yedin sen!?"

"Oof, sessizce dinlesen olmaz değil mi? Sonra ölmek istedim, mutfağa gittim ve çekmeceden bıçak aldığımı hatırlıyorum. Ama sonrası yok. Ayıldığımda odamdaydım ve akşam vakitleriydi. Yani 1 gün boyunca uyudum. Sonra sanki beynim patlayacakmış gibi hissetmeye başladım, içimde biri vardı."

"Nasıl yani? Yaran ne oldu peki?"

"Yara yok. Çok ilginç, ama yok. Halbuki acı çektiğimi hatırlıyorum." dedi ve masasına uzandı, bir kağıt alıp bir şeyler karaladı. Sonra Devrim'e gösterdi, Devrim'in gözleri korkuyla büyüdü.

"Kim bu herif!?"

"Şu an bilmiyorum." dedi, kağıdı tekrar karalamaya başladı. İçindeki ses yine konuştu.

Heh, sen kağıda yazınca ben okuyamıyorum sanki.

Evren'in kanı donmuştu, kağıdı tekrar Devrim'e çevirdi.

"Ne yapabiliriz ki? Sanırım saygıdeğer abiyle yaşamak zorundasın. Bu ne yahu, korku filminden fırlamış gibi duruyorsun. Canavardan çok, ürkek kız gibi. Tam olarak gün ve saat söyleyebilir misin?"

27 ekim. Cumartesiye denk geliyordu, işte gece on birden sonra. Ama bu olay 28'inde gerçekleşmiştir, sanırım."

Devrim sessizce arkadaşına bakıyordu, sonra kalkıp yanına gitti, sırtını sıvazladı.

"Abi beni duyuyor musun şu an?"dedi Evren'in kulağına doğru.

"Evet."dediğinde irkildi.

"Ee, sesin değişmiyor mu? Evren evet diyen sen miydin, o muydu?"

"O. Sesim neden değişsin ki? Çok fazla korku filmi izliyorsun."

"Ooo, Evren Bey, ne kadar da rahatsınız. Neyse. Abi, neden girdin bu ergenin içine?"

"Annesinin içine mi girseydim?"

"Hande teyzeye laf edemezsin, abi dedik terbiyesiz çıktın. Hayır yani, ruh olarak özgürce dolaşmak varken neden Evren? Onu merak ediyorum. "

Sessiz kaldı.

"Evren, neden intihara teşebbüs ettin?"

"Bilmiyorum, o an işlerin içinden çıkamayacağımı düşündüm. Aslında tam olarak bilmiyorum. Sorunu bilsem intihar etmeye kalkışmazdım ya!"diye çıkıştı Evren.

"Tamam tamam, abiyle mutluluklar dilerim size. Abi, hadi buranın hayaletiydin, tamam da. İki kat aşağıda oturan otçu çocuğa niye musallat olmadın? Hem onun gideri falan da var, bu çocukla ne yapacaksın?"

"Bu çocuğun inanılmaz bir zekası var. Kötü işlerimi yapıyor." Güldü, devam etti. "Hem bu çocuk kendini tekrar öldürmeye kalkışmaz, otçu dediğin hiç düşünmeden o gün kendini doğrardı."

Devrim de Evren de şaşırmıştı, ama doğru bir mantıktı.

"Hem, Evren sevdiği kızla da çıkabilir, aileye arkadaşlara veya sevgiliye ihtiyaç duymuyorum, o konuda rahat. Yani, sapığın teki olsam, şu yanınızda gezinen kıza sarkardım. "dedi Evren, gülmeye başladı.

"Çağla'ya mı? Hahahahahaha, yok artık." dedi kendi kendine.

"Çağla güzel mi abi sence?"diye sordu Devrim.

"Örnek olarak dedim. Ne bileyim ben."

Evren'in annesi kapıyı tıklatıp içeri girdi. Elinde bir tepsi vardı. Evren tepsiyi onun elinden aldı. Kolayı ve tabağın birini Devrim'e verdi.

"Teşekkürler Hande teyze."

"Sağol anne."

"Afiyet olsun çocuklar."

"Anne biz çocuk muyuz?" Hande güldü.

"Afiyet olsun ergenler."dedi gülümseyerek.

İkisi de suratlarını astı. Hande kapıyı kapatıp merdivenleri inince Devrim kahkahayı bastı.

"Biz ne kadar ilginç insanlarız yahu. İçine ruh girmiş, sen bundan rahatsız olmuyorsun, ruha 'abi' diye hitap ediyoruz, ben astral seyahat-."

Devrim ağzından kaçırdığı şey yüzünden kendine okkalı bir küfür etti. Evren üzgünce yere bakıyordu. Devrim'in dediklerini düşündüğü her halinden belliydi, oturuşundan bile. Kafasını çevirdi.

"Astral seyahat mı yaptın sen!?"

"Eh, şey... Evet." Hep yaptığını bilmesindense sadece bir kere yaptığını sanması Evren'in akıl sağlığı için daha iyi olurdu.

"Vay be, korkmadın mı?"

Basit, klasik sorular. Sen ne ara bu kadar salaklaştın canım arkadaşım? Diyebilmeyi çok isterdi Devrim.

"Biraz huzursuz bir durum. Garip."

Evet, kısmen ölümü tanımlar gibi garip diye kestirip atmıştı. Sonuçta, ruh bedeni bırakıp yolculuğa çıkıyordu, bir nevi ölüm sayılırdı.

"Ne yaptın peki?"

"Bir yerlere gitmedim. Yataktan yükseldim."

"Bu kadar mı? Peh, bende şöyle mahalleni turlamışsındır sanmıştım."

"İstemsiz oldu, ben uyuyordum. Belki de rüyaydı. "

"Acaba... Sen de yapsan ne olur?"diye sordu Devrim, aklına güzel bir plan gelmişti.

"Yok, ben yapamam, hadi uyanamazsam? Ben senin kadar sorumsuz biri değilim. "

"Tıpkı abi gibi konuşmaya başladın."

"İkinci cümle onundu."

"Hmm. Biz özel bir konu da konuşamayacak mıyız artık?"

"Hayır."

"Evren, seni öldürsem annen çok mu üzülür?"

"Dünyası yıkılır, biricik oğluyum ben."

"Bunu içine ruh kaçmadan önce düşünseydin, içine ruh girmeyecekti."

"Tanrı'nın işi olmasın bu?"

"Tanrı çok umrunda sanki, Evren."

"Bir ihtimal. Ne bileyim?"dedi, tabağındaki sıcak böreği yemeye koyuldu.

"Evren, beni evlatlık alamaz mısınız? Annen hep çok güzel yemekler yapıyor."

"Bir düşüneyim, hayır, almazlar. Düşünsene, sürekli oyun oynayan iki ergen aynı evde. Çok sıkıcı olurdu. Ama biraz bizde kalabilirsin istersen."diye yanıtladı, kolasından birkaç yudum aldı. Devrim'in çelimsiz vücudunu süzdü, sanki daha da zayıflamıştı Devrim.

"Bilmem, belki gelirim. Ama şimdi gitmem lazım. Deniz dönüyor."dedi, böreğini bitirdi.

Evren'in onu geçirmesine ses çıkarmadı, çantasını yerden aldı ve omzuna geçirdi. Evren'e bir beşlik çaktı. Hande'ye teşekkür etti ve yola koyuldu.